CHP'nin çağrısıyla Taksim Meydanı'nda saat 18.00'da yapılacak olan 'Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi' gerçekleştirildi.

Güncelleme 19.09: Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının ardından meydana gelenler yavaş yavaş alanı terk etti. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında "Fethullah Gülen Cemaati"dememesi ise dikkat çekti. Mitingte kısa bir süre "Ölürüm Türkiyem" şarkısı çalındı.

Güncelleme 18.41: Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında şunları söyledi:

Demokrasiye gönül veren vatandaşlarım, tarih yazan bir kentteyiz. 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul'dayız. Taksim Meydanı bizim demokrasi tarihimizde yer alan önemli bir meydandır. 3 Haziran 1977, Ecevit'e suikast düzenleneceği söylendiğinde Ecevit "yarın tek başıma Taksim'e gideceğim" dedi, arkasında bugün olduğu gibi 100 binler vardı.

1 Mayıs 1977, Kanlı 1 Mayıs olarak tarihe geçen bir gün. Bizim tarihimizde yer alan ve henüz aydınlığa kavuşmamış olan bu olay yine bu meydanda geldi. Ama bu meydan bugün cumhuriyetin meydanı oldu. Hepinize yürekten şükranlarımı sunuyorum. Ve Taksim Meydanı, ulu çınarları ile bize gülümseyen meydan, ağaçların kesilmemesi için gençlerin doğaya sahip çıktığı bir meydan. Bu meydanda Gezi olayları yaşandı ve o olayda ellerinde karanfillerle gençlerimiz, bu ülkenin umudu hep beraber ayağa kalktı.

Ülkemizi seviyoruz, insanlarımızla beraber bir arada yaşamak istiyoruz. Az önce söyledim, bugün tarihi bir gün. Bugün Lozan Antlaşması'nın kabul edildiği bir gün. Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olduğunu egemen devletlere kabul ettirdiğimiz gün. Lozan'ı hayata geçiren bütün dostlara, bütün tarihe, M. Kemal ve arkadaşlarına şükranlarımızı sunuyor ve onları saygıyla anıyoruz. Cumhuriyeti emekle kurduk, alın teriyle, göz yaşıyla kurduk, binlerce şehidimizin kanı var. Bizim ayakkabımız yoktu, çarıklarımızı giydik. Yiyeceğimiz yoktu, kara ekmeği bölüştük. Ama bir şey vardı, birlik ve beraberlik vardı. İnşallah yine birlik ve beraberlik içinde Türkiye'yi çağdaş uygarlığa ulaştıracağız. Babalarımız ve dedelerimiz bize cumhuriyeti kurdular ama o cumhuriyeti özgürlükçü bir demokrasiyle taçlandırmak bizim görevimizdir.

Her bir vatandaşımız, yaşam tarzı ne olursa olsun, özgürlükçü demokrasiyi getirmekle görevlidir. Bu görevi ben dahil 79 milyon her yurttaşın yerine getirmesi gerekir ve bizim namus borcumuzdur. Söz verdik dedelerimize, babalarımıza, Türkiye'yi özgürlükçü demokrasiyle barıştıracağız dedik. Bu görevi yerine getirmek hepimizin namus borcudur.

Bugün Basın Bayramı. Tam 108 yıl önce medyaya vurulan zincirleri kırdık ve basın bayramı bu ülkede 108 yıldır kutlanmaya çalışılıyor. Dönemin devlet adamı Ali Paşa diyor ki, basın özgürlüğü ancak hatalarını düzeltmek istemeyen hükümetler için tehdittir. Basın özgürlüğünü hep beraber savunacağız, madem ki özgürlükçü demokrasi diyoruz, birinci adım medya özgürlüğüdür. 15 Temmuz darbe girişiminin yenilgiye uğramasının ana unsurlarından biri kesinlikle medya özgürlüğüdür. Medyanın açık ve net darbeye karşı olmasıdır. 

Dün medya özgürlüğüne karşı çıkanlar, bugün yaptıkları hatanın inşallah farkına varırlar. Basın mensuplarının bayramını kutluyorum. Basını özgür olmayan bir toplumun kendisi de özgür değildir. O nedenle biz hep birlikte basın özgürlüğünü savunacağız. 

Biz özgürlük için, demorkasi için, hep birlikte yaşamak için büyük bedeller ödemiş bir milletiz. Türkiye'nin aydınları, düşünürleri, demokrasi sevdalıları bugün sahip olduğumuz haklar için zindanlarda bedel ödediler. Aynı bedeli artık ödememeliyiz. 

15 Temmuz akşamında darbeye karşı direnmek, darbeyi dışlamak Türkiye'den hepimizin ortak görevi oldu. Darbeye karşı çıkan bütün siyasal partilerin genel başkanlarını, onlara destek veren bütün vatandaşlarımı yürekten kutluyorum veonlara şükranlarımı sunuyorum.

Darbe üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Türkiye Cumhuriyeti'nin darbeler tarihine baktığınızda, en ağır bedeli ödeyen CHP'dir. Her darbeden sonra genel başkanlarımız hapse atıldı, biz kanla dişle tırnakla kazandığımız demokrasinin kıymetini de, darbecilerin ne mal olduğunu da en iyi bilen partiyiz. Biz bize emanet edilen cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için gerekirse canımızı, malımızı ortaya koyduk. 15 Temmuz darbesi Türkiye'nin sosyal hukuk devletine karşı yapılmış girişimdir. TBMM'ye o bombalar yağarken parlamentoda görev yapan tüm milletvekili arkadaşlarım direnmiş ve dik durmuştur. Milletvekilleri dik durdu ve bu meydanda olan yüz binler dik durdu ve demokrasi kazandı.

Demokrasi nedir? Demokrasi bir yaşam biçimidir, kültürdür, insana saygıdır, demokrasi insan demektir insan. Demokrasi aynı zamanda laikliktir, din ve vicdan özgürlüğü demektir. Kimsenin inancına müdahale etmemek demektir. Laiklik her inancın güvencesidir. Demokrasi aynı zamanda sosyal devlet demektir. Darbeciler, kendi geleceklerini düşünürler, güvence altına almak isterler. Demokrasi aynı zamanda halkın iradesine saygı göstermek demektir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse, bu coğrafyada darbecilere asla izin vermememiz gerekiyor. Demokrasi, demokrasi üzerindeki her türlü vesayete karşı olmak demektir. Hiçbir vesayeti kabul etmeyeceğiz. 

Demokrasi aynı zamanda hukukun üstünlüğü demektir. Darbeciler güçlülerin üstünlüğüne inanırlar. Darbeciler kendi hukuklarını oluşturmuşlar, o nedenle manifestoda dedik ki, Türkiye darbe hukukundan arınmalıdır. 

Darbe sonrasında emre uyan er ve erbaşların linç edilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz, linç edenlerin yargılanmasını istiyoruz. Askerlik yapan herkes çok iyi bilir ki, komutanın verdiği emre bütün erler uyar. Emre uydu diye askeri linç ederseniz, peygamber ocağına ihanet etmiş olursunuz. Bu meydana söz veriyorum, bunların takipçisi olacağız. 

Demokrasi aynı zamanda basın özgürlüğü demektir. Ama darbeciler ve dikta heveslileri medya özgürlüğüne karşıdır. Nerede medya özgürlüğü varsa darbeci olnu yasaklamak ister. Çok görüşlü bir dünyadan darbeciler hoşlanmazlar. Demokrasi aynı zamanda bağımsız ve tarafsız yargı demektir. Adalet demektir. Darbeciler adaleti hiçbir zaman savunmadılar. Kendi mahkemelerini kurdular, DGM dediler, sıkı yönetim mahkemeleri dediler, Özel Yetkili Mahkemeler dediler. Onun için darbeye de, darbecilere de, diktaya da karşıyız. 

Demokrasi aynı zamanda güçler ayrılığı demektir. Üç erk kullanıyor milli iradeyi; yürütme, yasama ve yargı. Çağdaş demokrasilerde 4. güç medyadır. Açık çağrı yapıyorum, gelin 4. güç olarak medyayı da anayasamıza açıkça yazalım.

Demokrasi aynı zamanda bir kurallar rejimidir, hukuk devletidir. Darbecilerin tek isteği var, polis devleti kurmak isterler. Biz polis devletine karşıyız, ne darbe ne dikta, yaşasın özgürlükçü demokrasi diyoruz. 

Demokrasi insan hakları demektir, her insanın hakkının korunduğu rejimin adıdır. Darbecilerin defterinde, kitabında işkence vardır. Her darbeden sonra binlerce insanın işkencelerden geçirildiğini biliyorsunuz. 

Demokrasi aynı zamanda düşünce özgürlüğü demektir, insanların düşüncelerini özgürce dile getirdiği rejimin adıdır. Darbe yönetiminde düşünce özgürlüğü kavramı yoktur, bir kişi konuşacak herkes ona uyacak. Herkesin düşüncesini özgürce açıkladığı bir Türkiye'den, demokrasiden, özgürlükçü demokrasiden yanayız. 

Demokrasi aynı zamanda yurtta barış, dünyada barış demektir. Bütün dünyada barış olmalı. Darbecilerin barışla ilgisi yoktur. 

Demokrasi aynı zamanda devlet yönetiminde liyakat demektir. Yönetimde bilgi, birikim, deneyim sahibi olanların görev alması gerekiyor. Umarım ve dilerim, geçmişteki hatalardan Türk siyaseti gerekli dersi çıkarır. Bir kişi sınava girer ve birinci olursa onun kimliğine bakarak, inancına bakarak senin devlette işin yoktu demek, demokrasiye ihanettir. 

Demokrasilerde toplanma özgürlüğü vardır. Taksim Meydanı kapatılmamalı, hiçbir meydanı kapatılmamalı, meydanlar halkın enerjisini boşaltabileceği alanlara dönüşmeli. Demokrasinin erdemidir bu, özelliğidir bu, hep birlikte, bir arada meydanlarda, parklarda gezmeli, özgürlük türküleri söylemeliyiz. 

Demokrasi aynı zamanda haklıyı savunmak demektir. Yapılan yanlışlıkları düzeltmek demektir. Manifestoda açıkladık, Balyoz, Ergenekon, casusluk davası... Pek çok asker gereksiz yere hapse tıkıldı, Silivri'de yaşadılar hayatlarının büyük kısmını. Onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. Devlet demokrasiyi savunacaksa, iade-i itibar yapmak zorundadırlar. Bir haksızlığı düzeltmek zorundadırlar. 

Gün halkın sesini dinleme günüdür. Bugün Taksim'deyiz, birlikteyiz. Bizim için hepimizin tarih yazdığı bir gündür bugün. Biz Taksim'e niçin geldik? Ne yapacağız? Hedefimiz ne? Bütün bunlara yanıt vermek için bir Taksim Manifestosu hazırladım. 

 

1) 15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasimize karşı yapılmıştır. TBMM bombalanmış; ama bombalar altına parlamento görevini yapmış ve darbeyi püskürtmüştür. Bu darbe girişiminin sorumlularını iç ve varsa dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz.

2) Bütün siyasal partiler, darbe girişimine karşı çıkmış demokrasi konusunda Türkiye'de tartışmasız bir ortak payda oluşmuştur. Bu ortak tutum ve anlayış, siyasette uzlaşma kültürünün güçlenmesine de katkı vermek zorundadır.

3) Her türlü darbeye ve parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayete karşı çıkmak tüm demokratların, demokrasiden yana olanların bu ülkeye namus borcudur. Hep birlikte ve her zaman ne darbe, ne dikta; yaşasın tam demokrasi demeliyiz ve söylemeye devam etmeliyiz.

4) Demokratik parlamenter sistemimize karşı yapılan darbe girişimi halkın direnme hakkını kullanmasıyla ayrı bir anlam ve boyut kazanmıştır. Direnme hakkı demokrasiyi korumanın meşru bir yolu olarak ortaya çıkmıştır.

5) Demokrasimizin teminatı olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinin Türkiye için ne kadar yaşamsal olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti bizi çağdaş uygarlığa taşıyacak olan en temel anahtardır.

6) Bu darbe girişimi Anayasa'da, yasama yürütme ve yargı olarak yer alan güçler ayrılığı ilkesinin demokrasideki denge ve denetleme işlevinin güvencesi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur

7) Balyoz, Ergenekon ve Casusluk gibi davalarda mağdur edilen insanların itibar ve haklarının iadesi kaçınılmaz olarak bütün siyasal partilerin gündeminde olmak zorundadır.

8) Bu darbe girişimi devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Devletin yapılanmasında siyasal yandaşlık, akrabalık, cemaatçilik tarikatçılık değil; bilgi, birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır. 
Bir başka anlatımla devleti yönetme yerine, devleti ele geçirme anlayışını tarihe gömmeliyiz. Bu bağlamda devletin yeniden inşası zorunludur.

9) İnancı, kimliği yaşam tarzı ne olursa olsun bu ülkenin güzel insanları; bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında, meydanlarında, parklarında özgürce gezebilmedir. Hiç kimse unutmasın 15 Temmuz darbe girişimi 3. sınıf demokrasinin ortaya çıkardığı bir tablodur. 
Bu ülkenin insanları 3. sınıf demokrasiye değil, özgürlükçü demokrasiye yani tam demokrasiye layıktır. Türkiye tümüyle darbe hukukundan ayrılmalıdır.

10) Devlet kinle, öfkeyle, ön yargıyla yönetilmez. Darbe girişiminde bulunanlar hukuk içinde hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalınarak yargılanmalıdır. Devletin vakarı ve ciddiyeti bunu zorunlu kılmaktadır. İşkence, kötü muamele, baskı tehdit, devleti darbecilerle aynı duruma düşürür. Buna izin verilmemelidir"