Sultanbeyli İmamı, Gazeteci’yi ölümle tehdit etmiş. Sultanbeyli’de yayım yapan YÖRE Haber Gazetesi’nin sahibi Recep Karakoç, Sultanbeyli İmamı’nın kendisini neden ve nasıl tehdit etteiğini anlattığı olayı, Gazetenin internet sitesinde yayımladı.

İşte Karakoç’un o yazısı

Belki biraz geç oldu ama sizlere 2013 yılının Şubat veya Mart aylarında başımdan geçen çok acı dolu bir olayı paylaşacağım. Paylaşacağım yazının ana gündemini o tarihlerde Sultanbeyli’nin FETÖ İmamı olan Fatih Yılmaz’ın beni ölümle tehdit etmesi ve sonrasında yaşadıklarımızı anlatıyor. Yazacaklarımın yere sağlam basıyor olabilmesi için bu yazıda birçok kişinin ismi geçecek.

İsmi geçen kişiler yaşadığım olaya tanıklık eden kişiler. Böyle bir olayda isimleri geçtiği için bana kızabilirler, hatta mahkemeye bile verebilirler. Saygı duyarım sadece. Ama sonucunun nereye varacağını ne olacağını hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bu girişten sonra gelelim tehdit edildiğim güne ve yaşadıklarıma.

Yıl 2013 yılının ilk ayları. Daha 17-25 Aralık operasyonu yaşanmamış ama hükümetle cemaat arasında 07 Şubat’ta başlayan MİT krizi her geçen gün artarak devam ediyordu.  Şuan Ankara’da görevli olan Ömer Faruk Gerçek ağabeyimle Gerçek Vizyon Gazetesini günlük çıkartıyorduk. Ben öğlenden önce gazete ofisine gelip bir gün sonra gazeteye girecek haberleri yazıyor, öğlenden sonra ofise gelen Ömer ağabey, yazılan haberleri kontrol ediyor ve gazete hazırlığını yapıp baskıya giriyorduk. Saat 08.30 sıralarında evden çıktım ofise gidiyordum. A.Gazi Mahallesi Petrol Yolu Caddesi’nde bulunan ve hisseli parsel olan alanda bir inşaatın temellerinin atıldığını gördüm. İnip fotoğrafladım.  Hisseli bir parselde kaçak bir inşaatın yapılmasına Sultanbeyli Belediyesi’nin nasıl göz yumduğunu merak ettim.  Burayı çok etkili bir kişi veya grubun yaptırdığını tahmin edebiliyordum ama kim olduğunu bilmiyordum.

Kolayı vardı. Saat 09.20 gibi çektiğim fotoğrafı facebook sayfama yükledim ve ‘Hisseli bir parselde birileri kaçak inşaat yapacak acaba bu etkili kişi veya kişiler kim? Yasa gereği hisseli bir alana kaçak inşaat yapmak ve yaptırmak suçtur’ diye yazdım ve paylaştım.  Aradan 20 dakika geçti Sultanbeyli Belediyesi’nde basın şefi olarak çalışan ve son olaylar sonrası işten çıkartılan H. G. Tuncer aradı ve ‘Recepçiğim bizim cemaatin yerini facebook sayfanda paylaşmışsın. Sen inançlı insansın Müslüman gençliğin yetiştirileceği bir yurdun yapımını böyle paylaşımlarla nasıl engellersin? Rica etsem paylaşımını kaldırır mısın?’ dedi.  Uzun bir konuşmadan sonra paylaşımı kaldıramayacağımı söyledim ve telefonu kapattık. Yaptığım paylaşıma ilk yorumu Mustafa Albayrak ağabey  yaptı ve belediyenin ‘kaçak inşaat’a nasıl göz yumduğunu eleştirdi. Peşi sıra birçok isim belediyenin çifte standart uyguladığına dair yorumlar yapmaya başlayınca yaptığım paylaşım dilden dile dolaşmaya başladı. Saat ilerliyor ama telefonların ardı arkası kesilmiyordu.  Saat 10.30 gibi Ömer Faruk Gerçek ağabey aradı ve ‘ Recep haber sitesine cemaatle ilgili haber mi koydun?’ diye sordu. Bende haber değil sadece facebookta bir paylaşım yaptığımı söyledim. Kendisini birçok kişinin aradığını ve beni şikâyet ettiğini söyledi. Sonrasında paylaşımı kaldırmamamı ve kendisinin de hemen ofise geleceğini söyledi.  Yarım saat geçmedi Ömer ağabey ofise geldi. Bir onun telefonu çalıyor bir benim. Arayan kişiler o günün hızlı cemaatçileri bugünün ise hızlı cemaat küfür edenleri. Ömer ağabeyi arayan kişiler de onu kibar yolla tehdit ediyordu. O isimleri ben biliyorum ama Ömer ağabeye saygısızlık olmasın diye buradan yazmıyorum. Takdiri kendisinindir. Yazmak isterse yazabilir.

Biz cemaatçilerden çok belediye yöneticilerinin nasıl tepki vereceğini merak ediyorduk. Çünkü hisseli alanda vatandaşa tek çivi dahi çaktırmayan Sultanbeyli Belediyesi nasıl olurda bir cemaate temelden inşaat yaptırırdı. Nihayetinde Sultanbeyli Belediye Başkan yardımcısı Nizamettin Arslan aradı ve paylaşımım ile ilgili sitemlerde bulundu. Bir yerden kurgulanmış gibi Nizamettin Arslan’da ‘benim muhafazakâr bir isim olduğumu içinde Kuran-ı Kerim’in okunacak bir yurda balta vurduğumu söyledi. Kibarca kaldırmamı istedi. Kaldırmayacağımı söyleyince telefonda tartıştık. Acaba Nizamettin Arslan o gün Belediyeyi kurtarmak için mi yoksa cemaate olan sevgisinden dolayı mı bana telefon açmıştı bilmiyorum?  (İnşallah Nizamettin Arslan beni mahkemeye verir de o günkü telefon görüşmemizin ses kayıtlarını mahkeme yoluyla Tukcell’den  isterim)  Neyse akşam 16.00’ya kadar telefon üstüne telefon aldım. Kimisi hatırını ortaya koydu. Kimisi arkadaşlığımızı kimisi ise vefa duygusunu ortaya koyarak paylaşımı kaldırmamı rica etti.

Birçok hatır telefonu sonrası paylaşımı komple sildim. Telefonlarımız sustu bizde olayın kapandığını düşündük ama asıl macera benim için akşam saatlerinde başladı.  Günün yoğunluğu sonrası gazeteyi bastık dağıtıcıya teslim ettik. Evlerimize gittik. Saat 22.00 sıralarıydı. Beni normal zamanlarda hiç aramayan SUGİAD Başkanı ve sonradan Sultanbeyli AK Parti İlçe yönetimine giren ve Başkan Yardımcısı olan M. Ö aradı. Hal hatır muhabetten sonra Saraylı Pastanesine çay içmeye davet etti. Yorgun olduğumu ve gidemeyeceğimi söylememe rağmen hatırını ortaya koydu.  Saraylı Pastanesine gittim. Masada M. Ö, o gün Cemaatin Sultanbeyli İmamı olduğunu öğrendiğim Fatih Yılmaz, H.K, arsasına yurt yapılan Cahit bey ve tanımadığım üç isim masada oturuyordu. Selam verip masalarına oturdum. Çok hızlıca benim gün içerisinde yaptığım paylaşım konusunu açtılar ve beni cemaattin Sultanbeyli İmamı olan Fatih Yılmaz ile baş başa bıraktılar.

Fatih Yılmaz olan kişi, beni adeta sorgulamaya başladı. (Bu arada Fatih Yılmaz ismi gerçek ismi mi takma ismi mi bilmiyorum) Benim bu paylaşımımı ne hakla yaptığımı sordu. Bende gazeteci olduğumu kaçak bir inşaatın her zaman bir haber değeri taşıdığını söyledim. Orada bir yurt yapıldığını, Müslüman gençliğin yetiştirileceğini, içinde Kuran-ı Kerim’in okunacağını ve benim buna engel olduğumu söyledi. Bende mesele Kuran-ı Kerim okutmaksa kendi evimde herkesin Kuran-ı Kerim okuma bildiğini ve benim de evimin üstüne bir kat daha atmam gerektiğini söyledim. Böyle cevap verince Fatih Yılmaz, ‘bu hizmet işi, hizmetin yaptığı bir hayır işine karşı geldiğimi ve bunun çok tehlikeli olduğunu söyledi. Yavaş yavaş tehtidine başladı ve ‘hizmetin karşısında babasının da olduğunu görürse gereken neyse onu yapacağını söyledi.  Bu cümle sonrası ben M. Ö' ye dönerek beni buraya tehdit yemem için mi çağırdın diye sordum?

Olayın tehdit olmadığını benim yanlış anladığımı ifade ederek olayı yatıştırmaya başladı. Bir anda ortam gerilmişti. Fatih Yılmaz, ertesi gün çıkacak gazetenin çıkıp çıkmadığını sordu. Bende çıktığını söyledim. Benden gazete istedi. Yanımda olmadığını söyledim. Emir verir gibi gidip gazete getirmemi söyledi. Bende sizin yurdunuzun kaçak inşaatını hatırı sayılır kişiler yüzünden haberleştirmediğimizi ama bu tarz konuşmanız devam ederse bu görüşme sonrası kalkıp gidip haber yapacağımı söyledim. Tehdide tehditle karşılık verince olayı yumuşatma yoluna gitti ve sen Müslüman bir kişisin sana da bir ceza yazacağım ve bu inşaatın yapımına katkıda bulunacaksın dedi. Sonra sana 10 metre yazdım. Metre başı 1000 TL yazıyoruz hayırseverlere.  Sende 10 bin TL vereceksin dedi gülerek. Bende yardımlarımı İHH ve Cansuyu’na yaptığımı söyledim.  Kendilerine yardım yapmayacağımı ifade ettim ve konuyu kapattım. Ertesi gün öğrendim ki, bu cemaat hakikaten o yurt binasını yaptırmak için işadamlarına İmam Hatip Yurdu yapıyoruz diye para toplamış. Para toplayanların başında da Başkan Hüseyin Keskin’in ağabeyi İ.K varmış. (O paranın toplandığına ve imam hatip yurdu yapılıyor diye para veren ve bu olaylar sonrası pişman olan onlarca isim var. En azından bir iş adamı ile iki gün önce görüştüm. Yazının bu kısmından söz ettim ve olası bir mahkemede şahitlik sözü aldım) Neyse konumuza dönelim. Fatih Yılmaz ve yanındaki ekipten ayrıldıktan sonra arabaya bindim ve Ömer ağabeyi arayıp yaşadıklarımı anlattım. Fatih Yılmaz’ın kim olduğunu sorup durdu. Tanımadığımı, ilk defa gördüğümü ve Sultanbeyli’nin imamı olduğunu o akşam öğrendiğimi söyledim. Bu olaydan üç gün sonra Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin’in bir twettine baktım ve masasını şenlendiren kişilerin Fatih Yılmaz ve avane takımın olduğunu gördüm. (Sol Baştaki kişi) Fotoğrafı Ömer ağabeye gösterdim. Kötü günler için fotoğrafı arşive attık. İyiki de atmışız. Bakın bugün bu fotoğraf çok şeyi anlatıyor. Peki, o olaydan sonra neler oldu?

 

-          Cemaat,  yüksek gelirimin altına 5 katlı kaçak inşaatı yaptı ve yurt olarak hizmete açtı.

-          17/25 Aralık operasyonu yaşanmasına rağmen Belediye bu kaçak yere hiç müdahale etmedi. İnşaat çalışması harıl harıl devam etti ve 17/25 Aralık sonrası belediye bu yurda elektrik ve su vermek için evrakta sahtecilik yaptı.  (Google’ye AK Partili belediye paralel yapı ile el ele kol kola yazarsanız bu habere ulaşırsınız)

-          Beni tehdit eden Fatih Yılmaz isimli cemaat imamı yurt dışına kaçtı.

-          H. Gürhan  Tuncer Belediyede ki işinden oldu. Yazıda ismi geçen Hüseyin Kuvvet görevden alındı.

-          Beni Cemaat imamımın ayağına götürten Murat Özdemir, AK Parti Sultanbeyli İlçe Başkan Yardımcısı oldu ve görevine devam ediyor.

-          Nizamettin Arslan Belediye Başkanı gibi başkan yardımcılığına devam ediyor.

-          O tarihten sonra bizlerle çalışan Sultanbeyli Belediyesi, yerel seçimler bitinceye kadar bize sabretti ve seçim sonrası sebepsiz yere Sultanbeyli’deki tüm basınla ilişkisini kesti. Şimdi bizlerle ilişkilerini neden kestiklerini daha iyi anlıyoruz. Her ne kadar reklam vermedik yazıyorlar deselerde işin asıl nedeni ve kırılma noktası yaşadığımız bu olay.

-          Kaçak yapılan inşaat 15 Temmuz sonrası Suriyeli Mülteciler Merkezi yapıldı. 15 Temmuz’a kadar Sultanbeyli Belediyesi buraya hiçbir yaptırım yapmadı. Cemaattin olduğunu bile bile tek adım dahi atmadı. Acep nedendir? Siz düşünün siz cevap verin.