Bugün bir havuzdan bahsediliyor. İster havuzda biriken para olsun isterse ihalelerden aktarılan paralarla oluşturulan vakıf ve dernekler, güya hayır kurumları veya imam hatip liseleri açıyorlar. Bu doğru bir yol mudur?

Bu havuz meselesinde; takip edilen yol, yöntem, usul, maksad ve hedef bu konuyu meşru veya gayri meşru kılar. Şöyle ki;

Hayır, havuzu dedikleri bu havuza aktarılan menkul veya gayrimenkul mallar İslami esaslara göre aktarılmışsa meşrudur, helaldir.

İslami esas ve ölçülere uygun olması için; menkul veya gayrimenkulünü hibe edenin, bu hibeyi sırf Allah rızası için yapması lazım. Yani, hükümetten bir beklentisi olmadan, şahsi bir çıkar ve menfaat mülahazası bulunmadan hibe etmesi lazım.

İhale bana verilsin, bu işi ben alayım arzusuyla yapılan hibe meşru ve caiz değildir.

Cenab-ı Hak(c.c.) Müddesir suresinin altıncı ayetinde mealen şöyle buyurur;

“ Daha çoğunu elde etmek niyetiyle iyilik ve ihsanda bulunma!”

Halkın şu sözü de bu mânayı ifade eder;

“Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.”

Saadet asrında cereyan eden şu olayda bu meseleyi aydınlatır.

“Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz bir sahabeyi zekât memuru olarak görevlendirir. Bu zat, zekâtlarla beraber hediyelerde alır. Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimize gelir. Zekât mallarını teslim eder. Aldığı hediyeleri de göstererek “bunlar bana verilen hediyelerdir” der. Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz hiddetlenir ve derki; “ Sen evinde oturup bu vazifeyi ifa etmeseydin, sana bu hediyeler verilir miydi?”

Cenab-ı Hak(c.c.) Bakara suresinin 188. ayetinde mealen şöyle buyurur;

“Mal ve servetlerinizi, aranızda helal ve meşru olmayan yollarda yemeyiniz.”

Netice olarak; İslami ölçülere uygun olmayan yollarla toplanan mal ve paralarla hayır yapılmaz. Hem yolun, hem de maksad ve hedefin İslami esaslara uygun olması lazım. Âlimler ne güzel söylemişler “ Niyyet-i faside ile amel-i salih tahsil edilmez.”

Devletin bütün imkân ve olanaklarını kullanarak yapılan imam Hatip liselerinde beklen, arzulanan nesil yetiştirilebiliyor mu?

İmam hatip okullarımız maalesef açıldığından bu yana arzu edilen kaliteyi yakalayamamış, gelmesi gereken seviyeye gelememiştir. Bu bütün Müslümanların müşterek bir derdidir. Ve çok önemlidir. Bunun çok nedenleri vardır. Uzun ve derin bir araştırma konusudur. Kemmiyetle beraber keyfiyet, kalite olmazsa arzu edilen mutlu sonuçlara ulaşmak mümkün olmaz.

Hele maksad; İslami kaynaklara vakıf, ufku geniş ve muhakeme gücü iyi olan din adamları, dünya çapında, çaplı İslam âlimleri yetiştirmek değil de, camiaya karşı cemaat oluşturmak olursa felaket olur. İslam’a ve Müslümanlara karşı işlenecek büyük bir cinayet olur. Mevla (c.c.) niyetlerimiz halis eylesin! …

Antalya da 5 imam, bir kişinin dilekçesine binaen “paralel” yaftası ile soruşturma geçiriyor. Bu konuda diyanetin tavrını nasıl buluyorsunuz?

İslami bu meselenin kuran ve sünnet ölçüleri içerisinde halledilmesi cenabı hakkın emri olduğu halde, bu ilahi emri göz ardı edip de alana dökülür, Politize edilirse iş çığırından çıkar. Bediüzzaman’ın sözünden iktibasla söyleyecek olursak, şeytan melek, melek de şeytan görünmeye başlar.

Ben aylarca evvel… DİB nı sayın Prof. Mehmet görmeze bu hususta önemli bir mektup yazdım iadeli taahhütlü olarak posta attım. Ama cevap alamadım.

Ben sayın başkanın ilmi yönünü takdir ederim, sahasında değerli bir elmandır. İyi bir hadis âlimidir. Fakat politika yapmaya kendisini mecbur hissettiğinden yanlış yapıyor. Hükümetin politikasına uymaya kendini mecbur hissediyor. Görevlileri fişlettiriyor.

Son konuşmalarında; hizmet camiası hakkında maneviyat hırsızlığı daha büyük bir suçtur. İfadesi kesinlikle hedefe isabet etmemiştir. Ve öyle tahmin ediyorum ki kendisi de bu sözü inanarak söylememiştir. Çünkü camianın kesinlikle bu büyük iftiranın muhatabı olmadığını biliyor. Hangi gaye için söylemiş olursa olsun, nedamet getirip tövbe etmezse büyük mahkemede müşkül duruma düşebilir.

Hangi partiye, hangi meşrebe, cemaate veya tarikata mensup olursa olsun, her Müslümanın ibadetgâhı olan Allah’ın evleri, yani camileri siyaset arenası durumuna düşürmenin günahı altından kimse kalkamaz.

İmam hatip liselerinde öğrencilerin parti programlarına götürülmesi ve bu yaştaki öğrencilerin siyasallaşmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Öğrencilerin politize edilmesi; ilmi ve mesleki kaliteyi düşürmesi, istikbalde hidayete vesile olması umulan talebelerin, muhabbet ve hoşgörü yerin; kin haset ve düşmanlık beslemeleri, İslam’a ve Müslümanlara yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir

İnsanların dini ve sosyal yaşantısına siyasal müessesenin bu derece müdahalesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasi gücün; İslami, dini be sosyal hayata müspet yönde müdahale etmesi, yardımcı olması, destek vermesi güzel bir şeydir. Maide suresinin ikinci ayetinde “iyilikler, güzellikler ve takva üzerinde yardımlaşın” buyurmaktadır. Bunun en güzel örneği saadet asrında peygamber efendimizin uygulamalarıdır. Müdahale olumsuz olursa; o yardım değil, yıkım olur

İftira ve zulüm devlet eliyle yapılması hususunda şuurlu müminlere düşen mesuliyet nedir?

Zalim ister devlet eliyle, isterse şahıslar tarafında meydana gelsin, zulme taraftar olmak, zalime destek vermek vebaldir, haramdır.

Hud suresinin 113. Ayetinde Cenab-ı hak (c.c) şöyle buyurur:

“Zalimlere çok az daha olsa meyletmeyin, onlara destek vermeyin. Aksi halde zalimleri yakacak olan cehennemin ateşi sizi de yakar”.

Resul-i Ekrem efendimizde (s.a.s) de

“Hem zalime, hem de zulme uğrayana yardım edin”. Ashab (r.a) dediler ki

Zulme uğrayana yardım edelim, fakat zalime nasıl yardım ederiz? Resul-i Ekrem (s.a.s)

Zalimi zulmünden vazgeçirmek ona yardım etmek demektir.

O halde; mazlumun yanında olmak, zalimlere karşı çıkmak, onların zulmünü engellemeye çalışmak samimi her Müslümanın İslami bir görevidir.

İftira; zulüm gibi büyük bir günahtır. Duyduğumuz haberleri araştırmadan, delillere dayanarak kesin kanaat getirmeden tasdik edip onaylamak haramdır. İsra ve Hucurat sureleri başta olmak üzere kuran-ı kerimde efendimizin beyanlarında bu hususla birçok nas(kesin hüküm) vardır.

paralel” safsatası yüzünden bazı aile fertlerinde babanın oğluna, oğulun babaya küsmesi toplumumuza ne gibi olumsuzluklar getirir?

Bu paralel iddiası, büyük bir fitneye sebep olmuştur. İslam tarihinde, Sünni, dindar Müslümanlar arasında böyle büyük bir olduğunu ben hatırlamıyorum.

Bu büyük fitne sebebiyle; akrabalar, dostlar, yıllardan beri İslam’a, insanlığa beraber hizmet eden dava arkadaşları arasına soğukluk girdi. Birbirlerine küsenler, selamı kesenler oldu. Bu fitnenin kalkması için devamlı dua etmeliyiz. Bediüzzaman’ın kur ’andan aldığı sağlam ölçülerle hareket etmeliyiz. Yani, sarsılmamalı, savrulmamalı, kuran ve sünnet ölçüleri çerçevesinde hareket etmeli, hizmetlerin devamı için her zamankinden daha fazla fedakârlık içinde olmalı. Bu fitnenin devam etmesi bile beni ürpertiyor. İnanıyorum ki, istikbal İslam’ındır. Yıllarca evvel büyük mürşidin şu müjdesini hatırdan çıkarmamalı:

“Ümit var olunuz! Şu inkılaplar içerisinde en gür seda, İslam’ın sedası olacaktır”

“ Her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şey O’nun emriyle halledilir”. İrade-i külliye esastır. Hiçbir güç, O’nun iradesine karşı olamaz.

Emniyetteki tutuklular vs. kul hakkına bakan yönü, ailelerin, çoluk çocuğun mağduriyetinin dini yönünü izah eder misiniz?

Paralel örgüt bahanesiyle emniyet mensuplarına yapılan muamele; bizim görebildiğimiz kadarıyla tam bir zulümdür. Beraat-i zimmet esastır. Kesin delillerle suç sabit oluncaya kadar, kişi masumdur. Suizanla, yalan ve iftira ile masum insanları suçlu ilan etmek büyük bir vebaldir. Zulümdür.

Yaşanan bu süreçte diyanetin mesuliyeti var mıdır? Neden diyanet camiası mağduriyetler ve iftiralar karşısında suskun kaldı?

Gönül çok arzu eder ki; İslami en üst seviyede temsil etmesi gereken Diyanet; masum insanlara yapılan bu işkencenin İslami ölçülere uymadığını vakarına yakışır bir üslupla dile getirsin, doğruların yanında olsun, milyonlarca mensubu olan, çoğu teheccüt namazı dahi geçirmeyen, insanlığın hidayeti için hayret veren fedakârlık sergileyen bu hizmet camiasına Diyanet İşleri Bakanımız Sayın Görmez, büyük bir hakaret yaparak ve “maneviyat hırsızlığı ”ile suçladı. Allah(c.c.) insaf ve basiret nasib eylesin…