Ülkemizde son yıllarında sıkça adından söz ettiren ismi, yazar, şair Sezai Sarıoğlu ikinci şiir kitabı Kurutma Kâğıdı ile şiir severler  ile buluştu. Sarıoğlu, Kurutma Kağıdı isimli kitabını I3 mart’ta imzalayacak.

Aşk Dediğin Haram Olur, Nar Taneleri, Bülent Uluer Anlatıyor, Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler gibi başlıca ve kamuoyunda ilgi çeken eserlerini yanısıra, Kurutma Kağıdı isimli ikinci şiir kitabını çıkararak tekrar okuyucu ile buluştu. Kurutma Kağıdı bugünden itibaren kitapçılarda olacak.

Şair Sarıoğlu, Kurutma Kağıdı için 13 Mart 2016 Pazar günü, saat 16.00 ile 19.00  Ömerağa mahallesi, Serasker caddesi no: 5 Kadıköy adresindeki Penguen Cafe’de   sevenleri ile buluşuyor.

Sezai Sarıoğlu, son kitabı için şöyle diyor:

 İkinci şiir kitabım Kurutma Kâğıdı bu gün doğdu…

Güzel kokuyordu. Kulağına şöyle fısıldadım:

"ağaç ve ben

hem budak hem yara.."

Sonrası size malum...”

Bir sevgi insanı

Sevgi dolu yüreği, müthiş bir edebiyat  birikimi, insancıl yanı  ile tanınan yazar ve de geniş bir okuyucu ve takipçiye sahip şair Sezai Sarıoğlu 1950, Ordu/Ünye'de doğdu. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. 1983-88 yılları arasında çeşitli cezaevlerinde tutuklu olarak yasadı. Yeni Öncü dergisinin yayın kurulundan sonra, Özgür Gündem gazetesinde çalıştı. Pencere Yayınları'ndan ‘‘Terspektifler'' isimli denemeleri, Çiviyazıları'ndan ‘‘Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler'' isimli ÇGH ve Musa Anter Ödülü alan söyleşi denemeleri yayımlandı. Sombahar, Ludingirra isimli dergilerde şiir üzerine yazıları ve şiirleri yayımlandı. Bir ara Öküz dergisinde ‘‘şehir aşkiyasi'' isimli yazılar yazdı. Söz ve V Özgürlük dergilerinde çalıştı. Yurtiçinde ve değişik Avrupa ülkelerinde ‘‘Annemin Şarkı Sandığı'' isimli anlatı-dinletiler yaptı. ÖDP kurucularından ve bir dönem Parti Meclisi üyesi.

Sezai Sarıoğlu’nun eserlerine bakıldığında şunları görmek mümkün:

Aşk Dediğin Haram Olur

 “Son yıllarda neredeyse herkesin, ‘şiirsel imge’, ‘sanatsal yaratıcılık’, ‘sanatçı dokunulmazlığı’ gibi gerekçelerle tümden bağını kopardığı topluma ve onun ruhuna parmaklarımla, dilimle, kirpiğimle dokunarak okudum. Bir harf, bir hece, bir sözcükle dilin çağrışım alanının, nasıl bir genişliğe ve güzelliğe varabileceğinin imkânı olarak okudum. Devrim düşüncesi ve aşk dahil tüm yaşantılarımızın, ne kadar kutsallaştırırsak o kadar hızla, hayıf ve pişmanlık menevişli bir hapishaneye döneceğinin acısıyla okudum. Güncelin, bütün bir geçmişten ve gelecek arzusundan yapıldığını bilirdim; şiirden şiire bir daha okudum.”

Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler

"Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler", gazeteci yazar Sezai Sarıoğlu'nun ikinci kitabı... İlk kitap, "Terspektifler"; Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan anı-deneme türü, tarihi tersinden okumaya çalışan düz yazılardan oluşuyordu...

Doğusu Batısı Olmayan Söcükler'de yazarın, Newroz yüzlü çocuklarla beraber, "gazetecilik çırağı" yaptığı aynı dönemin ürünü... Özgür Gündem gazetesinde, teknik nedenlerle "özetin özeti" olarak yayımlanan, klasik bir dille "röportaj" ya da "söyleşi" olarak adlandırılabilecek bu çalışmalar, her iki adlandırma içinde ele alınmayacak özgünlükte...

Nar Taneleri/Gayriresmi Portreler

Dün ile bugün arasındaki örtüşmenin, çatışmanın ve yüzleşmenin anlamlı olabilmesi, sosyalistlerin yakın geçmişlerinin açığa çıkartılması ile mümkün. Geçmişin bilgisinin ve deneyiminin "sol resmi tarihler"in kavramlarına terk edildiği düşünüldüğünde, o tarihin hem nedeni hem sonucu olmuş binlerce militanda içerilen hayatların ve bilgilerin açığa çıkarılması önemli. Nar Taneleri, kavramlara, siyasi saptamalara indirgenmiş sol tarihe, "İnsansız anı yoktur. Var mıdır?" diye itiraz ederek insanileştirilme çabası.

Ezber bozan öykülerden oluşan Nar Taneleri; tarih, öteki ve ayna korkusunu yenmek için kendimizle ve tarihimizle yüzleşmenin gayriresmi sivil imkânı.

Bülent Uluer Anlatıyor: Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim

 “Yenilmek her zaman kaybetmek demek değildir. Spartaküs yenildiği için Spartaküs’tür; eğer Spartaküs yenseydi adı sanı bilinmeyen Roma komutanlarından biri olurdu. Spartaküs’ü herkes biliyor çünkü mücadele edip güzel yenilerek de tarihe geçmek mümkün. Mahir’i, Deniz’i ve İbo’yu halklarımız biliyor ama onları katledenleri hatırlayan yok. Öte yandan tarih, hayatı ve siyaseti sadece ‘kazanmak’ üzerine kurgulayanların yanılgılarıyla doludur…” –Bülent Uluer

Yıllar kimi legal kimi illegal sınırları geçerek geçti: Almanya, Fransa, Suriye, Lübnan, İsveç; kimi zaman birlikte kimi zaman ayrı ayrı; sanki hiçbir yer onlar için yaşamı idame ettirmeye uygun değildi. Geride bıraktıkları her şey görünmez iplerle onları geriye çekiyordu. Bülent’le hayatları 1980 darbesinden kısa bir süre önce örgütsel olarak kesişmiş ve ülkeye dönünceye kadar da ortak çalışma içinde geçmişti. Mahir Sayın

Biraz da Troçki gibidir; kitlelerin önünde onların ruhu gibi konuşur. Tabutunda yatan Dev-Genç’li o konuşunca diri-lir. “Şehitler ölmez” diyenlerimiz, Bülent Uluer’i ne kadar dinlese yeridir. Çünkü onun sesinde, herkesi ifade eden, Türk ile Kürdü, enternasyonalist ile milliyi, atesit ile Müslümanı, Sünni ile Aleviyi, Ermeni ile hepimizi birleştiren tuhaf bir tını vardır. Veysi Sarısözen

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’ndeki katliamdan sonra arkadaşlarımızın cenazelerini uğurladığımız miting-de, her zaman olduğu gibi kürsüde gördüm son kez Bülent’i. Ali Rıza Tura

1978 kuşağı Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (Dev-Genç) önce Genel Sekreteri ve sonradan Genel Başkan’ı Bülent arkadaşım ülkede ‘Vur Emri’ ile ülkenin her yerine donatılan afişlerle aranıyordu. Afişte, iki devrimci arkadaşı Hasan Şensoy, Paşa Güven de vardı. Devlet, iki faşisti de afişe eklemeyi unutmamıştı. Vecdi Çıracıoğlu