ilkhabergazete @ gmail.com

Eğitimdeki yozlaşmanın ülkemizde çok derin travmalara yol açtığı, toplumsal suskunluğu, teslimiyetçi, kaderci, nemelazımcı bir toplum ortaya çıkardığı herkesçe bilinen bir gerçek olmasına rağmen demokratik kurumların suskunluğunu anlamakta zorluk çekmekteyim.

Başta kurumlar olmak üzere toplumsal katmanların tam bir esaret altında kuşatıldığı, esir alındığı açık bir gerçektir. Siyasal iktidar kendi saltanatını sürdürmek adına hergün yeni bir gündem yaratarak Ömrünü sürdürmenin peşinde.

Halkımıza dayatılan din afyonu sadaka kültürü yetmezmiş gibi Arapça, Farsça, Osmanlıca’yı topluma yutturarak güzel Türkçemizi unutturmak, halkımızın cahil kalmasını sağlamaktadır. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki cahil toplumu yönetmek kolaydır. Bunun için de ellerinden gelen her şeyi yapmaktadırlar. Sormak lazım; muhalefet partileri, demokratik sivil toplum örgütleri ne işe yarıyorlar, ne yapıyorlar…

Bir toplumu esir almanın en kolay yolu cehalet ve sefalettir. Bugün tarihimizde görülmemiş ölçüde çağdaş eğitim, bilim, sanat, demokratik örgütlenme bitme noktasına getirilmiş yada durdurulmuş durumda. Eğitim alanında inanılmaz bir başarısızlık süregelmektedir. Her alanda olduğu gibi eğitimde kutuplaşma, ayrışma ve ötekileştirme had safhaya çıkmış durumda, soruyorum size, hangi birimiz geçmişte dini eğitimden yoksun bırakıldık? Bu soruyu bugünkü siyasi iktidara, diğer siyasi aktörlere sormamız gerekmiyor mu?

Sözüm ona basında bunu soran kaç kişi kaldı. Neden hayatı sorgulayanlar kalmadı yada sınırlı sayıda…

Emin olun eğitim alanında olduğu gibi basın başta olmak üzere tüm kurumlarda korkunç bir yozlaşma ve çürümenin içindeyiz. Bunun yegane nedeni iktidar korkusudur.

Bugün yerkürede bizim ülkemiz dışında hiçbir ülkede bu ölçekte geriye gidişatın bu boyutlarda ivme kazanmamışlardır. 

Arap ülkelerinde dahi katı kuralları ve tabuları bir bir yıkılıyor, demokratik, çağdaş adımlar atılıyor. Kadın hak ve özgürlükleri genişletilmeye çalışılmaktadır.

Ülkemizde çağdaş eğitim, bilim, sanat, felsefe ve düşünceye zincir vurulduğu ülkemizin iktidarın eliyle tarikatlara, cemaatlere, şeyhlere, müritlere, üfürükçülere, hurafecilere teslim edildiği, içi boş, kof, yarınları göremeyen, önyargılı, bilgi dağarcığı ve ufku dar bir topluma dönüştürüldük.

En acısı halkımız yüz yıl geriye götürüldüğü, doğruların, pozitif bilimlerin suç sayıldığı karanlık ve kaotik bir süreçten geçmekteyiz.

Ortak akıl, çağdaş, demokratik, bilimsel eğitimle bilgi toplumu oluşturur. Hurafelere dayalı eğitim akıl dışı bir toplumu oluşturur. Bu toplumda egemen güçlerin kulu, kölesi olur. Doğruyu yanlışı ayırt edemez, ileriyi göremez…

Bugün ülkemizde iktidarın yaratmış olduğu kutuplaşma, ayrıştırma, ötekileştirme, dinci kurumların besleme medyası ve devlet kurumlarını kullanarak servet ve koltuklarını korumanın ve pekiştirmenin peşindeler. Bunun içindir ki özgürlük alanlarını baskı altına alıp, topluma nefes aldırmamaktadırlar.

Bir an önce ortak aklın, bilimin ışığında bilimsel demokratik çağdaş eğitime sarılmalıyız.

Halkımızın kendisine olan özgüvenini kaybetmeye yüz tuttuğu bu süreci iyi okumalıyız. Ülkesine, halkına ve kendisine saygısı olan herkes elini vicdanına koyup düşünmek zorunda, vatanımızın nasıl bir uçuruma sürüklendiğini görmek zorunda.

18 yıl önce ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi ve diğer üniversitelerimizden pek çoğu dünya genelinde ilk 500 içinde yer alırken bugün ilk 500 içinde tek bir üniversitemiz yer almamaktadır. Acı gerçeğimiz….

Yalnızca bu mu! Günümüz Türkiyesinde umudumuz, yarınımız olan çocuklarımız imamhatip liselerinin, ilahiyatçıların, tarikat, cemaat menşeli ortaçağ karanlığını aratmayan şeyhler müritler benzeri kurumların kucağına itilmektedirler. Bunların yüzde doksanı yüce dinimizden yoksun  rant ve çıkar peşinde koşanlardır. Ne acıdır ki her şeyin üstünü din-iman yalanıyla örtmeye çalışıyorlar…

Ülkesine halkına ve kendisine saygısı olan herkes birlik ve dayanışma içinde elini vicdanına koyup düşünmek zorunda. Vatanımızın nasıl bir uçuruma sürüklendiğini görmek zorunda… yarın çok geç olmadan…