Çin Ekonomisinde Kimsenin Konuşmadığı Gerçek
Çin, yıllardır 'dünyanın fabrikası' unvanını taşıyor. Ama son bir yılda bu fabrikaların içinde garip bir tablo var: üretim bantları hiç durmuyor, ihracat rekorları art arda kırılıyor, ama şirketlerin kasasına giren para giderek azalıyor. Konuyu Çin Ticaret Derneği'nden Barış Ariç ile değerlendirdik. Ariç'e göre ülke şu anda iki hızlı bir yapıya dönüşmüş durumda: bir tarafta yapay zekâ ve ileri teknoloji odaklı bir ihracat patlaması, diğer tarafta ise zayıf iç talep, konut sektöründeki uzun soluklu çöküş ve kâr marjlarını sıfıra yaklaştıran fiyat savaşları.
İçe Kapanan Rekabet Şirketleri Teker Teker Tüketiyor
Haziran ayında Çin’in büyük sanayi kuruluşlarının kârları üst üste ikinci ay geriledi: Mayıs’ta yüzde 9,1, Haziran’da yüzde 4,3’lük bir düşüş yaşandı. Üstelik bu gerileme yalnızca devlet şirketleriyle sınırlı değil; devlete ait kuruluşların kârı yüzde 7,6 gerilerken özel firmalarda hafif bir artış görülmüştü, yani sorun tüm sektöre yayılmış durumda.Barış Ariç, bu tablonun arkasında Çin’de artık resmi söylemde bile yer bulan bir kavram olduğunu söylüyor: “involution” — yani onlarca, hatta yüzlerce üreticinin aynı pazara aşırı kapasiteyle girip talebin karşılayamadığı bu kapasite yüzünden maliyetin altında satış yapmaya başlaması. Elektrikli araç sektörü bunun en çarpıcı örneği: 2017’de yüzde 7,8 olan ortalama kâr marjı, 2024’te yüzde 4,3’e, 2025’te ise yüzde 4,4’e geriledi — tarihin en düşük iki yılı. 2018’den bu yana 400’den fazla elektrikli araç üreticisi kepenk kapattı; geriye kalan yaklaşık 100 firmadan sadece birkaç büyük oyuncu, başta BYD, pazara hükmediyor. Ve bu sarmal yalnızca otomobille sınırlı değil: güneş panelleri, lityum piller, çelik, çimento, hatta yemek teslimat uygulamaları da aynı döngünün içinde.
Sektör ortalamalarına bakıldığında Çinli sanayi firmalarının kâr marjı zaten yüzde 4-5 bandına kadar gerilemiş durumda. Ancak Ariç’in asıl dikkat çektiği nokta, bu ortalamanın altına düşen kesim: Çinli imalatçıların üçte biri artık zarar ediyor, zarar etmeyen firmalarda ise kâr marjı yüzde 1-2 bandına sıkışmış, bazı segmentlerde sıfıra yaklaşmış durumda. Otomotivde bu durum gülünç boyutlara ulaştı: üreticiler sıfır faizli, sekiz yıl vadeli kredi kampanyaları ve kâr bırakmayan garanti paketleri sunuyor, hatta sıfır kilometre araçları vergi avantajı için “ikinci el” olarak kayıt ettiriyor. Bu, kârdan çok cirodan pay kapma stratejisi; nakit akışını korumak için satılıyor, kâr için değil.
Pekin’in tavrı ise kararsız görünüyor. Elektrikli araç alımlarına yönelik teşvikler bir yandan aşamalı olarak azaltılıyor, çünkü Pekin aşırı kapasiteyi ve “düzensiz düşük fiyat rekabetini” frenlemek istiyor — Xi Jinping geçtiğimiz yıl bizzat bu konuda talimat vererek düzensiz düşük fiyatlı rekabete girenlerin yasal olarak düzenlenmesi gerektiğini söylemişti. Öte yandan yerel yönetimler ve merkezi hükümet, deflasyonist baskılar yüzünden 2026 Ocak ayında teşvikleri yeniden devreye soktu. Bir yandan “rekabeti frenleyeceğiz” denirken öte yandan talebi canlı tutmak için tekrar sübvansiyon musluğu açılıyor; bu kararsızlık hem firmaları hem tüketicileri devletin gerçek niyeti konusunda tereddütte bırakıyor.
Fabrikalar Durmuyor, Kâr Kayboluyor: Dünya Piyasalarına Yayılan Baskı
Çin’in iç pazarı bu üretim fazlasını yutamıyor ve tek çıkış kapısı ihracat haline geldi. Haziran ayında Çin’in ihracatı yıllık bazda yüzde 27 sıçradı ve tek ayda 125,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlası verdi. Barış Ariç’in ifadesiyle, iç talep bu üretimi karşılayamadığı için ihracat artık tek çıkış yolu haline geldi. Bunun sonucu, dünya genelinde bir fiyat baskısı oluşuyor: ABD-Çin ticareti tarifeler yüzünden yaklaşık yüzde 30 daralırken, Çinli ihracatçılar elektrikli araçtan oyuncağa kadar birçok tüketici ürününde fiyatları ortalama yüzde 8 kırarak yeni pazarlar aramaya başladı. Hindistan, Brezilya, Güneydoğu Asya ve hatta bazı Afrika ülkeleri, Çin mallarının pazarlarını rekor seviyede istila etmesi karşısında koruyucu önlemleri masaya yatırmaya başladı.Bu tablonun bir yansıması da emtia piyasalarında görülüyor. Çin, demir cevheri, bakır, alüminyum, nikel ve kömür gibi başlıca sanayi emtialarının dünyadaki en büyük tüketicisi ve fiyat seviyelerini büyük ölçüde belirliyor. Çinli sanayi şirketleri deflasyon sarmalına girdiğinde üretime devam ediyor, ama giderek daralan marjlarla ve büyüyen finansman sıkıntılarıyla; bu da küresel emtia fiyatlarında baskı yaratıyor — üretim durmuyor, sadece kâr ortadan kayboluyor.
Batılı ülkeler buna tarife duvarlarıyla karşılık veriyor. ABD’nin Section 232 tarifeleri ve AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası gibi düzenlemeler Çinli üreticileri artan gümrük risklerine maruz bırakıyor. Buna rağmen Çin ihracatı beklenenden çok daha dirençli çıktı, çünkü ihracatçılar üretimi ASEAN ülkeleri üzerinden yeniden rotalayarak tarife farkını aşmaya çalışıyor — sadece bu yıl Amerika’ya yönelik yaklaşık 77 milyar dolarlık mal ASEAN üzerinden yeniden yönlendirildi. Tabloya bir de kur etkisi ekleniyor: 2026’nın ilk yarısında yuan dolar karşısında istikrarlı biçimde değer kazandı — yıla yaklaşık 7,00 seviyesinden başlayan dolar/yuan paritesi Haziran ortasında 6,76’ya kadar geriledi. Bu, doğrudan dolar bazında fiyatlandırma yapan Çinli ihracatçıların yuan cinsinden kârını eritiyor; yani hem içeride fiyat savaşı hem dışarıda güçlenen yuan, ihracatçıyı iki taraftan sıkıştırıyor.
Pekin’in Önündeki Çıkmaz: Reform mu, Aynı Rotada Israr mı?
Barış Ariç’e göre Pekin’in elinde iki seçenek var: ya “anti-involution” kampanyasını gerçekten sertleştirip zayıf, zarar eden firmaları tasfiye ederek arzı azaltacak, ya da mevcut modeli — yüksek tasarruf, yüksek yatırım, ihracata dayalı büyüme — sürdürmeye devam edecek. Ariç, ikinci senaryonun daha olası olduğunu düşünüyor, çünkü yapısal reformun hem siyasi hem ekonomik olarak çok zor olduğunu belirtiyor.Bu da şunu gösteriyor: önümüzdeki dönemde de dünya piyasaları ucuz, bol ve bazen zarar pahasına satılan Çin malıyla boğuşmaya devam edecek — ta ki ya Pekin gerçek bir yapısal reforma gidene, ya da diğer ülkeler tarife duvarlarıyla bu akışı fiilen durdurana kadar.