İSKİ'den Atık Su Yönetimi ve Altyapı İçin Yeni Dönem Mesajı
İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Bülent Solmaz, Küçükçekmece Ön Arıtma Tesisi'nde yaptığı açıklamada, Marmara Denizi'ne yapılan deşarjların tamamını ileri biyolojik atık su arıtmaya tabi tutmak amacıyla tesisin kademeli olarak devre dışı bırakılacağını bildirdi. Tesisin atık su yükü, kapasiteleri artırılan Ambarlı ve Ataköy İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesislerine aktarılacak.
İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Bülent Solmaz, Küçükçekmece Ön Arıtma Tesisi’nde gerçekleştirilen saha incelemesinde İstanbul’un atık su yönetimi, yoğun yağışlarda ortaya çıkan taşkın riskleri ve altyapı sistemlerini zorlayan çevresel faktörler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
Marmara’ya Tüm Deşarjlar İleri Biyolojik Arıtmadan Geçecek
2003 yılında hizmete alınan Küçükçekmece Atık Su Ön Arıtma Tesisi için 2010’lu yıllarda ileri biyolojik arıtma dönüşümünün planlandığını ancak daha sonra bu yatırımdan vazgeçilerek farklı bir strateji benimsendiğini belirten Solmaz, İSKİ’nin öncelikli hedefinin Marmara Denizi’ne yapılan tüm atık su deşarjlarını ileri biyolojik arıtmadan geçirmek olduğunu ifade etti.
Solmaz, Küçükçekmece’deki debinin Ambarlı ve Ataköy İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisleri’ne yönlendirilmesiyle birlikte Marmara’ya ileri biyolojik arıtmadan geçmeden gerçekleştirilen herhangi bir deşarjın kalmayacağını söyledi.
Ataköy’de ikinci kademenin tamamlandığını ve üçüncü kademe çalışmalarının başladığını aktaran Solmaz, Ambarlı’da ise 600 bin metreküp kapasiteli yeni bir yatırım için ihale sürecinin yürütüldüğünü belirtti. Bu yatırımla Ambarlı Arıtma Tesisi’nin toplam kapasitesinin 1 milyon metreküpe çıkarılacağını kaydeden Solmaz, projenin tamamlanmasıyla Türkiye’nin, hatta Avrupa’nın alanındaki en büyük arıtma tesislerinden birinin hizmete alınacağını ifade etti.
Yağışlı Havalar Altyapı Üzerindeki Yükü Artırıyor
Küçükçekmece Atık Su Ön Arıtma Tesisi’nin günlük 350 bin metreküp kapasiteyle çalıştığını belirten Solmaz, yoğun yağış dönemlerinde tesise ulaşan atık su miktarının 600-700 bin metreküpe kadar yükseldiğine dikkat çekti.
Aşırı yağışlarda önceliğin can ve mal güvenliğini korumak olduğunu vurgulayan Solmaz, kanalizasyon sistemlerinde meydana gelebilecek geri tepmelere karşı özellikle bodrum katların su basmasını önlemek amacıyla pompaların devreye alındığını belirtti. Taşkın riski oluştuğunda ise suyun kontrollü şekilde tahliye edilmesinin zorunlu hale gelebildiğini ifade etti.
Altyapıyı Tıkayan Katı Atıklara Dikkat Çekildi
Solmaz, İstanbul’un atık su altyapısında yalnızca yağışların değil, kanalizasyon sistemine kontrolsüz şekilde bırakılan katı atıkların da ciddi sorunlara yol açtığını belirtti.
Sanayi tesislerinde kullanılan üstüpü ve tekstil malzemelerinin yanı sıra evsel atık niteliğindeki ıslak mendillerin, çapı 2,5 metreye ulaşan büyük kolektör hatlarında dahi tıkanmalara neden olabildiğini aktaran Solmaz, bu durumun suyun sistem içerisindeki akışını engelleyerek taşkın riskini artırdığını söyledi.
İSKİ’nin atık su veya sanayi suyu üretmediğini vurgulayan Solmaz, kurumun temel görevinin içme suyunu vatandaşlara ulaştırmak ve oluşan atık suları toplayarak zararsız hale getirdikten sonra alıcı ortama deşarj etmek olduğunu ifade etti.
Tesislerdeki ızgaralarda her gün 20 tonun üzerinde katı maddenin ayrıştırıldığını belirten Solmaz, bazı günlerde bu miktarın 30-40 tona kadar çıkabildiğini söyledi. Katı atıkların ızgaraları tıkaması durumunda suyun hidrolik akışının kısıtlandığını ve bunun sonucunda sistemin en düşük noktalarından taşmalar yaşanabildiğini kaydetti.
Altyapı Sorunu İçin Kurumlar Arası İş Birliği Gerekiyor
Bu sorunun yalnızca İSKİ’nin müdahalesiyle çözülebilecek bir mesele olmadığını belirten Solmaz, ilçe belediyeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Çevre İl Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kurumların merdiven altı sanayi tesislerine yönelik denetimlerini artırması gerektiğini söyledi.
Solmaz ayrıca basın kuruluşları ve vatandaşların da atıkların kanalizasyon sistemlerine bırakılmaması konusunda daha duyarlı olması gerektiğini vurguladı. İstanbul’un altyapısının korunması ve taşkın risklerinin azaltılması için kurumlar, sanayi kuruluşları ve vatandaşların birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.