Yıldıray Oğur: Aslında siz konuşmalarınızda tarihe çok sık referanslar yapan, kadim, medeniyet gibi kelimeleri çok sık kullanan bir siyasetçisiniz. Parti adı olarak Gelecek kelimesinin seçilmesi sizinle ilgili bu imaja karşı bir kontrastlık için miydi acaba?

 

Ahmet Davutoğlu: Tarihe referansta bulunmak yanlış değildir. Bugün önemli entelektüel devlet adamları Avrupa’da, ABD 'de yada Rusya'da konuştuklarında mutlaka tarihe referanslarla konuşurlar. Bizde de bunu yanlış görmem. Nitekim tarihi referanslara bugünü ve geleceği daha derinlikli anlamak üzere müracaat ediyoruz. Bu çerçeveden baktığınızda benim tarih vurgularımla partimizin adının Gelecek olması arasında herhangi bir çelişki olmamakla beraber bir uyum ve devamlılık görürsünüz.

 

Elif Çakır: Peki Gelecek Partisi siyaseten kendisini nerede konumlandırıyor? Türkiye'de neyi temsil edeceksiniz. Nerede duruyorsunuz. Hangi kesimleri hedefliyorsunuz?

Ahmet Davutoğlu: Bunu tek bir cümleyle ifade gerekirse. “Değerlere saygılı özgürlükçü bir partiyiz.” Yani özellikle özgürlükçü bir parti olduğumuzu vurguladık. Ve değerlere saygılı olduğumuzu buna bir sıfat olarak ekledik. Özgürlükçü bir muhafazakar partiyiz demedik. Özgürlüklere saygılı bir muhafazakar parti demedik. Özgürlükçü bir partiyiz. Değerlere saygılıyız. Bu değerleri de programda tanımladık. Bu değerler hem bu toplumun asırların tecrübesinden gelen birikimine dayalı toplumsal değerleridir. Hem cumhuriyetle birlikte gelen kazanımlar, Tanzimat’tan bu yana gelen hukuk ve demokrasi kazanımlarının oluşturduğu değerlerdir. Bütün bunları harmanlayan bir değerler zemini üzerinde bir özgürlükçü  parti.

 

Elif Çakır: Ama tabii siz sabah kalkıp yeni bir özgürlükçü parti kuralım diye ortaya çıkmadınız sonuçta. Siyasi partiler tarihine bakıldığında yeni bir partiyi doğuran bir konjonktür var. Adalet, özgürlük alanlarında sıkışmışlıklar, sorunlar var. Ak Parti’yle hesaplaşmak için mi kuruldu bu parti, Türkiye'de merkez sağ siyaset tıkandı bunun yolunu açmak için mi?

 

Ahmet Davutoğlu: Tabii sorunlara hitap ayrı, kendinizi nasıl tanımladığınız ayrı bir şey. Bizim kurduğumuz partinin şu anda en temel meselesi herkese hitap edebilen, herkesi içine alan bir demokrasi kültürünü ortaya çıkarmak. Bu olmadan başka bir şey yapmak mümkün değil. Türkiye'de hukuk problemi var ama hukuk ancak herkesin eşit olarak katılabildiği bir süreçle hayata geçirilebilir. Türkiye’de özgürlük meselesi var. O da herkesin kendisini içinde hissettiği bir süreçle sağlanabilir.

 

HERKES, HEPİMİZİN SINIRLARIMIZI GÖRDÜK

Türkiye'de her ideolojik kesim kendi limitlerini gördü. İktidarı tanıdı ve gördü. İslami kesim geldi teorik olarak söylediği şeyleri sınadı. Ve limitlerini gördü. Ben gördüm limitleri. İnsanları böyle iyi yetiştirelim, olmuyor. Sol kesim gördü limitlerini. Kürtler gördü limitlerini. Samimi bir milliyetçi salt Kürt karşıtlığıyla Türkiye’nin birliğinin sağlanamayacağını gördü. Kendisine aşırı güvenen ve diğer kesimlere mütekebbir bir şekilde tepeden bakan ve bir tek kendi doğrusunu dikte etmeye çalışan insanların Türkiye'ye yapabileceği  hiçbir katkı yok artık. Dolayısıyla biz öyle bir siyasi hareket inşa edelim ki limitlerini, sınırlarını görebilecek erdeme sahip insanlardan bir topluluk oluşturalım.

Yıldıray Oğur: Peki oluşturabildiniz mi? Çünkü Kurucular Kurulu’na baktığımızda en azından kamuoyunun tanıdığı isimlerin çoğunun AK Parti kökenli olduğu görülüyor?

 

Ahmet Davutoğlu: Kurucular Kurulu’nu oluştururken bazı kriterler belirledik. Dürüst, saygın, temiz olsun. Yolsuzluklara bulaşmamış olsun. Bulunduğu camiada değer verilen biri olsun. Konusunun ehli olsun. Ayrıca, her kesimden insan olsun ama sadece kendi temsil ettiği kesimin doğrularına inanmış diğer kesimlere kapalı duran kimse olmasın dedik. Mesela bu hareket içerisinde geçmişinde Türk milliyetçiliği çizgisinden gelen isimler olabilir. Ama Türk milliyetçiliğini bütünüyle Kürt karşıtlığına oturtmuş biri Türkiye'ye katkı sunamaz. Bu hareket içinde geçmişte  Kürt hareketi içerinde önemli yer edinmiş arkadaşlar olabilir. Ama şiddeti terörü haklı gösteren biri olamaz. Bu hareket içinde muhafazakar, İslami geçmişten gelen biri olabilir ama inancıyla herkesi rencide eden ve bu değerlere zarar veren biri olamaz. Bu hareket içinde seküler kesimden biri olabilir. Ama jakoben bir seküler olamaz. Bir tek kendini ahlaklı görüp herkese ahlak dersi verip, yolsuzluklara gözünü kapatan bir dindar da bu hareket içinde olamaz. Siyasi hareketin  çerçevesi de burada şekillendi. Ve gerçekten gurur duyuyorum. Ak Parti’nin devamı mı değil mi sorusu bağlamında öyle  bir heyet oluşturduk ki kimse bunu tek bir partiyle ilişkilendiremez. Tek bir partinin ismiyle sınırlayamaz. 16 kişilik başkanlık kurulunda AK Parti’de milletvekilliği veya il başkanlığı yapmış arkadaş sayısı 6. 16 bakanlığa karşılığı 16 kişilik bir kurul. Bu kurulda da Ak Parti’den gelen 3 veya 4 kişi var. Ben eski AK Partili mi değil mi diye bakmam, sadece ehliyet ve liyakate bakarım.

 

'İKİ KUTUPLULUKTAN DAHA TEHLİKELİSİ YOK'

Ahmet Taşgetiren: Kurucu kadro evet çok çeşitli ama toplum bir takım katmanlara bölünmüş durumda. AK Parti’nin ulaştığı alanlar var, CHP'nin, HDP'nin ulaştığı alanlar var. Bunların hepsi tanımlanmış alanlar bir anlamda. Siz tanımlanmamış bir siyasi hareket başlatıyorsunuz. Bu zorluk olarak gündeminize  geldi mi, ne yaptınız?

 

Ahmet Davutoğlu: Türkiye'de siyasette soğuk bir  savaş iklimi var. İki kutuplu bir  soğuk savaş iklimi. Daha önce de söyledim biz bu iki kutupluluğu dağıtmaya ve soğuk savaş iklimini yok etmeye geleceğiz. Kastettiğim şuydu.  Siyaset Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı şeklinde iki cepheye bölündü. Ben geçmişte bu cepheleşmeleri siyasi tarihimiz içinde okudum. 1950'lerin sonundaki Vatan Cephesi ve karşı cepheler arasındaki karşıtlığın nereye gittiğini biliyorum. 70'li yıllarda Milliyetçi Cephe ve karşısında cepheleşmelerin nereye getirdiğini iyi biliyoruz. İki partili sistemden değil, iki kutupluluktan bahsediyoruz. Türkiye gibi ülkelerde iki kutupluluktan daha tehlikeli bir husus yok. Çünkü o anda kimlikler üzerinden savaşılıyor ve kimlikler öne çıkar, vatandaşlığın ortak değeri ortaya çıkmaz. Dolayısıyla tam da bu dediğiniz tanımlanmış siyasi kalıpları yıkmak için yola çıkıyoruz. O tanımlanmış siyasi kalıpları yıkamazsak Kürt seçmenlerin HDP'ye, milliyetçi seçmenin MHP'ye veya İYİ Parti’ye, seküler seçmenin CHP'ye, muhafazakâr dindar seçmenin Ak Parti'ye mahkûm olduğu ve onların yanlışlarını göz ardı ederek siyasi tavır sergilediği bir tablo ortaya çıkıyor. Eğer biz başarılı olacaksak bir gün Alevilerin haklarını Sünniler, Kürtlerin haklarını Türkler, Türklerin kaygılarını Kürtler ifade etmeye başladığında bu parti başarılı olur. Artık şimdiye kadar  hepimiz değişik toplum kesimlerinden gelmiştik, tanımlanmış yerlerden gelmiştik bundan sonra hepimiz Gelecek Partiliyiz. Sosyal medyayı takip ediyorum, bakıyorum iki arkadaş birbirinden farklı kanaat sergiliyor çok da rahatsız olmuyorum. Tamam  sergilesinler ta ki parti programına sadık kalsınlar.

 

TEK ADAMIN YÖNETTİĞİ BİR PARTİNİN NASIL TÜKENDİĞİNİ YAŞAYARAK GÖRDÜM

Ahmet Taşgetiren: Partide çeşitlilik var ama partide lidere de ihtiyaç var. O dengeyi nasıl tutturacaksınız. Çünkü sizin baskın bir lider olduğunuz, partinin de kadro değil lider partisi olacağı hakkında kanaatler de var.

 

Ahmet Davutoğlu: Bu tür durumlarda uygulamalara bakılmalı. Parti kurulduktan bu yana takriben geçen bir aylık sürede en az 30 arkadaşımız parti adına ya da şahsi görüşlerini ifade etmişler. Ben hatalardan veya olumlu tecrübelerden ders almayı bilen biriyim. Ben tek adamın yönettiği bir partinin nasıl tükendiğini bizzat yaşayarak gördüm. Ve bunu engellemek için çok çaba sarf ettim. O zaman Sayın Cumhurbaşkanı’na şunu ifade ettim. “Efendim benim bir liderlik meselem yok, siz bu partiyi kurdunuz müsaade ederseniz bu partiyi kurumsallaştırırız. Ve bu parti öyle sağlam temele dayanıyor ki yüzlerce yıl da yaşayabilir. Ama kurumsallaştırmazsak yaşayamaz. Kişilere bağlı partiler kişilerle birlikte gider.” Bunu hem cumhurbaşkanına hem de partide birçok kez söyledim. Herkes de biliyordu benim en temel hedefim Ak Parti’yi kurumsallaştırmaktı. Şimdi bütün bunları yaşamış birisi olarak yeni kuracağım bir partide varlığı liderine bağlı bir yapıya izin verir miyim? Şimdi bütün o birikim üzerinde iddiam ve tezim şu; ifrat ve tefritten kaçmak lazım. Şimdi biri şöyle derse hiç lider olmadan parti kurulsun bu bürokraside de iş hayatında da entelektüel hayatta da insan doğasına aykırı bir şeydir.

 

BİZ İNTİKAM PEŞİNDE OLACAK BİR PARTİ DEĞİLİZ

Elif Çakır: Ama parti kurulalı bir ay oldu. Çok farklı açıklamalar yapılıyor. Örneğin bir genel başkan yardımcınız “gerekirse devri sabık yaratırız” diyor. Kürt sorunuyla ilgili parti yöneticilerinden farklı sesler çıkıyor. Sanki net bir iskelet oluşmamış gibi görünüyor.

Ahmet Davutoğlu: Çok net bir tanım konsaydı bu sefer de Davutoğlu’nun ideolojisi belli denirdi. Herkes aynı şeyi tekrar etseydi zaten demiştik tek adam var, hepsi aynı şeyi söylüyor denirdi. Ben arkadaşlara  şunu söyledim program artık belli, hepiniz bu programa imza attınız, artık konuşabilirsiniz. Her sayfasına imza atılıyor bu programın. Devri sabık tabirini benimsemediğimi ilgili arkadaşımıza da söyledim. Doğru bir tabir değil. Kastetmek istediğinizin bu olmadığını da biliyorum. Biz rövanşist bir parti değiliz, intikam peşinde olan bir parti değiliz. Orada kastedilen şey şu. Hukuk dışı şeylere bu dönemde yeltenenler bunun hesabının sorulacağını bilsinler. Neden bunu söylemek ihtiyacı hissediliyor? Bize kurucu olan arkadaşlar işadamıysa maliye müfettişleri gidiyorsa, başka görevlerdeyse birtakım tehditler alıyorlarsa hatta bazı illerde bürokratlar birtakım işlemlerde bulunuyorsa.

Yıldıray Oğur: Örnek verebilir misiniz?

 

Ahmet Davutoğlu: Bize bilgiler geliyor. Birçok ilde gelip soruluyor siz şu partiyle birlikteymişsiniz dikkat edin diye. Bunlar söylendiği zaman hele bunlar devlet görevlileri tarafından söylenmişse ileride bu söyleyenlerin hukuk önünde sorumlu olacaklarının hatırlatılması lazım ki bu tekrar tekerrür etmesin. Talimatla yaptık demesin hiçbir bürokrat. İşler talimatla yapılmaz hukukla yapılır. Talimat o hukuk içindeyse işleme konur.

Bugün Şehir Üniversitesi olayı da dahil olmak üzere yapılan hukuksuz işlemler mutlaka bir gün hukuk tarafından tekrar ele alınılacaktır. Yoksa devri sabık gibi bir niyetimiz  düşüncemiz söz konusu  olamaz. Hiçbir zaman da rövanş ya da hissi bir tavır içerisinde olamayız. Hukuk his kaldırmaz.

RÖPÖRTAJIN TAMAMINI KARAR GAZETESİ’NDEN OKUYABİLİRSİNİZ..