İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, günlerdir yağmur, soğuk demeden kuyruğa girerek Kanal İstanbul’a itiraz dilekçelerini İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim eden vatandaşları yalnız bırakmadı. Kanal İstanbul’a itiraz dilekçesini sunmak için geldiğini belirten İmamoğlu, “Ne gördünüz Kanal İstanbul ile ilgili? Ne var aklınızda? 70-80 katlı binaların olduğu çizgi film var. Başka bir şey yok. Bir de yatlar, villalar, hatta saraylar var. Bu millet, kat, yat, saray istemiyor. 80 katlı bina hiç istemiyor. Bu millet ne istiyor buluyor musunuz? İş, aş, ekmek, eğitim. Bakın milletin çocukları okullarında okuyamıyor diye zoraki satışlar yapılıyor. Özel okullar kapatılıyor. Bütün bu sorunlar varken, bakın yurt dışı ile ilişkilerimizdeki sorunlarımız, bütün bu sorunlar varken, bu şehri ve bu ülkeyi Kanal İstanbul ile meşgul etmek devlet adamlığına sığmıyor. Biz bu bilgileri vermeye devam edeceğiz” yanıtını verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ÇED raporu askıya çıkan Kanal İstanbul’un yapımına itiraz dilekçesini sunmak üzere Beşiktaş’taki İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne gitti. Sabah 09.23’te müdürlüğe ulaşan İmamoğlu, itiraz dilekçesini sunmadan önce gazetecilere açıklamalarda bulundu. ÇED raporu ile ilgili sürecin usulüne uygun yürümediğini belirten İmamoğlu, “Baktığınızda önce plan askıya çıkar. Sonra projeye göre bir ÇED raporu uygulanır. Her şey apar topar. Bizim derdimiz bu güzel memleketin, coğrafyanın iyiliklerle buluşması, güzelliklerle buluşması, zarar görmemesi. Örneğin çevre planı düzeni dediğiniz, aslında bir uzlaşma metnidir. Yani toplumsal bir uzlaşmadır. Kapalı kapılar ardında yapılmaz. Hele hele 1/100.000’lik plan bir anayasa gibidir. En üst perdeden bir plan düzenidir. Kimin haberi var? Bir şey duydunuz mu? Bir çalışma duydunuz mu? Odaların, sivil toplum kuruluşlarının üniversitelerin kimin haberi var? Hiç kimsenin haberi yok. Yani dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama olmaz. Bu anlayış, yanlıştır. Bu işin içinde olanlar, bu işi hazırlayanlar… Onların bile çocuklarının, torunlarının geleceği için ben şu anda itirazda bulunuyorum. Bu şehirde yaşayan bu ülkede yaşayan hatta dünyadan bu şehri takip eden herkes için” dedi.

“5 YIL BELEDİYE BAŞKANLIĞI YAPTIM; BİR YERE Mİ DAVET EDİLDİM?”
Kanal İstanbul’la ilgili verilen örneklerin yanlış olduğunu kaydeden İmamoğlu, “Bakın dünyada böyle 50 tane kanal var deniliyor. 100 tane de olabilir, 200 tane de olabilir ama İstanbul bir tane. İki kıtayı birleştiren coğrafya, bir tane. Yani dünyanın gözbebeği, en nadide noktasında yaşıyoruz. Bunun kıymetini bilmek, bunun sorumluluğunu taşımak, bunu tartışabilmek, konuşabilmek… 2011’den beri bir hikayedir geziyor. Kimin bilgisi var? Bakın benim beş yılım, bu şehrin kanala en yakın ilçelerin bir tanesinde belediye başkanlığıyla geçti. Nereye çağırıldım? Bir yere mi davet edildim? Benim dışımda bir belediye başkanı bir yere mi davet edildi? Bir bilgi paylaşıldı, bir şey mi soruldu? Geçelim vatandaşı, bu şehrin 39 belediye başkanı… 2011’den beri yapan arkadaşlarımız da var… Partisi, purtisi yok bu işin. Hangi partiden olursa olsun bir yere mi çağrıldı? Bakın vicdanlara sesleniyorum; akla, bilime sesleniyorum. Ahlâka sesleniyorum. Bu süreç, onun bunun süreci değil, o partinin bu partinin süreci değil. Konuştuğumuz mevzu, tümüyle toplumsal bir mevzu. Bu ülkenin geleceği ile ilgili bir mevzu” diye konuştu.

“İSTANBUL’DA 1 MİLYON BOŞ KONUT STOKU VAR”
İstanbul’un 2 kıta üzerinde kurulu olduğunu kaydeden İmamoğlu, “Bir tanesi Asya, bir tanesi Avrupa. Yaptığınız şey, ne olacak? Hangi kıta olacak? Bir şey mi üretmiş olacaksınız? Tümüyle şaşkınlık verici. Suyu etkisi, doğaya etkisi, yaşama etkisi, 500 bin kişilik akıllı şehir… ‘Hadi oradan’ derler ya. 1 milyon 200 bin nüfus sizin raporlarınızda yazıyor. Bana göre daha fazla. Çevre planı askıya çıktı; alın, bakın. 4-5 tane Esenyurt ilçesi göreceksiniz. Kimi kandırıyorsunuz? Havaalanında, ‘Airport City’ diye tanıtımlar yapılıyor. Havaalanının kalan kısmında da bir milyonluk şehir mi düşünüyorsunuz? Ya da daha önce Anadolu yakasında ve Avrupa yakasında, kuzeyde iki şehir diye açıklamanız var. Ya ne yapıyorsunuz? İstanbul’da şu anda 1 milyon boş adres konut var. Boş, içi dolu olmayan konut var.  Zaten konut stoku dolu. Zaten bu şehir betona boğulmuş durumda” ifadelerini kullandı.

“ÜÇÜNCÜ KÖPRÜYÜ KİM İSTEMEDİ?”
“Ben burada, genç insanlar görüyorum, sorumluluk sahibi insanlar görüyorum” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye tarihinde ilk defa bir konuya insanlar şiddetle karşı.  Bunu görmemezlikten gelmek mümkün mü? Böyle bir şey olmaz. Ben, uykusuz geceler yaşıyorum. Kanal İstanbul, benim uykularımı kaçırıyor. Bu şehrin uykularını kaçırıyor. Öyle konuyu bulandırmaya gerek yok. Üçüncü köprüyü kim istemedi örneğin?  Niye istemediniz o zaman? Niye ‘ihanet’ diye yorumladınız? Sayın Cumhurbaşkanı’na inanın bu sözünü hatırlatmak isterim. Niçin, hangi duygularla? Doğayı savunmadınız mı? O zaman savundunuz, bugün neredesiniz? Ya bunları hep birlikte konuşsak… Davet edin; gelelim, konuşalım, anlatalım. Biz İstanbul’da, 7-8 Ocak’ta İstanbul’un suyunu konuşacağız. 9-10 Ocak’ta Kanal İstanbul’u konuşacağız bütün bilim insanları ile. ‘Olumlu düşünenleri de davet edin’ diye talimat verdim. Gelsinler, anlatsınlar. Kanalı konuşuyoruz ama bir başka arkadaşımız, ‘Bazı projeler eror (hata) verebilir’ diyor. ‘2050 yılına kadar su sorunu yok’ dediğiniz bir kentin barajı, yaklaşık altı yıldır bitirilemiyor.  Bir baraj, bir baraj. Yani Melen’deki bir baraj bitirilemiyor. 600-700 milyonluk ödenek önce çıkarılamadı, şimdi inşallah çıkarılacak. Bizim uyarılarımızdan sonra. Niye? 2020’nin bütçe darlığından dolayı. Şimdi inşallah öncelik verilip çıkarılacak. Bu olmaz.”

“BU ŞEHRİN EKSTRA BİNALARA İHTİYACI YOK”
“Tümüyle insani, vicdani, bu ülkenin ve bu şehrin geleceği için konuşuyoruz” diyen İmamoğlu, “Bu şehrin ekstra binalara, ekstra nüfusa ihtiyacı yok. Bu şehrin, korunmaya ve insani gelişime ihtiyacı var. Bu ülkedeki gençler, liseli gençler, niye ülke dışına gidiyor? Bunu araştırmamız lazım. Onlara kaliteli bir ekosistem oluşturmamız lazım.  Yeni teknolojileri geliştirerek, üreten, yeni katma değerlerle bu şehre katkı sunan nesilleri, bu şehirde var etmemiz lazım. Korumamız lazım. Onlara uygun ortamları var etmemiz lazım. Bu şehrin derdi, kanal falan değil. Birçok şey anlatabilirim. E-5’i nasıl geçeceksiniz? Daha ortada proje yok, Küçükçekmece Gölü’nü nasıl aşacaksınız? Su ile ilgili üç bilim insanının raporunu okuyorum, 2-3 gecedir uykularım kaçıyor. Bir bilim insanının tarifi aynen şu: ‘Tümüyle siz yeraltı kaynaklarını kurutuyorsunuz. Istrancalar’dan gelen suyun İstanbul’a yeraltı akışını yok ediyorsunuz. Bu yaratmak istediğiniz ada, yarınlarda yerleşime uygun olmayan, kurak bir alana dönüşme riskine sahip.’ Ya bunları ben yazmıyorum ki; bilim insanları söylüyor. Bugün değil, 3-4 sene, 6 sene önce yazılmış” şeklinde konuştu.

“O İŞLER GEÇTİ”
Yaşanan sürecin siyasi bir tartışma olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Siyasi abluka altında köşe yazısı yazmak, TV’de konuşmak… Bunları bir kenara koyalım. Bir başka konuda beni yerden yere vurun. Ama bu başka bir konu. Bu sizin çocuklarınızın, torunlarınızın konusu. Bizim konumuz değil. Bu şehrin geleceği. Herkes evine gittiğinde söylediklerini çocuğunun, torunun gözlerinin içine baka baka bir daha gözden geçirsin. Bu güzel şehrin, güzel insanlarımın, 16 milyon vatansever vatandaşımızın, 82 milyon vatansever yurttaşımızın haklarını korumak adına Kanal İstanbul’un ÇED Raporu’na itiraza geldim. Bu süreci sonuna kadar takip edeceğim. Hukuksal zeminde sürecin nasıl değiştiğini ve nasıl değişeceğini, bütün hukuki mücadelemizi kol kola, akılla ve bilimle, birilerini düşündüğü gibi yüksek sesle değil, had bildirerek değil. O işler geçti, kimse duymuyor, kimseye tesir etmiyor. Ama güzel cümleler tesir ediyor. Varsa anlatmak istediğiniz, güzel cümleler kurarak akılla, bilimle anlatın. Talimatla anlatmayın. Geçmiyor çünkü, almıyor. Ne çocuklara geçiyor. Ne gençlere geçiyor. Kimseyi de korkutmuyor. Öyle, ‘Ben bilirim, ben yaparım, isteseniz de istemeseniz de’ cümlelerinin hiçbiri geçmiyor. Bu millet hukuksal mücadelesini verecek. Her ilçenin Bağcıların, Gaziosmanpaşa’nın, Ümraniye’nin, Sultanbeyli’nin, Küçükçekmece’nin Arnavutköy’ün köylerinin, varoşlarının, nerede yaşıyor olursa olsun herkesin ekmeğinin, havasının, suyunun, maneviyatının, mezarlarının, geçmişinin, bütün her şeyinin haklarını savunuyoruz. Onun için buradayız” diye konuştu.

“16 MİLYONUN SESİYİM”
İmamoğlu, “Dün akşam saatlerinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yeni şehri 100 binlik planlara işledi. İBB’nin yaptığı bir plandı bu. Siz bu konuya itiraz edecek misiniz” sorusuna, “Gayet tabi itiraz edeceğiz, öyle bir plan olur mu? Toplumsal uzlaşmanın olmadığı bir 1/100.000’lik plan olur mu? Daha önce yapmaya çalıştıkları gibi kapalı kapılar ardında olmaz. İstanbul’un 39 belediye başkanının hangisinin bilgisi var. Ben şahidiyim, yok. Son 6 yılın, ondan öncekilerin tek bir kelime bilgisi yok. 16 milyon insan bunları söylemem için beni seçti. Ben onların sesiyim” yanıtını verdi. İmamoğlu, “Projeyi isteyenler de olduğu söyleniyor…” hatırlatmasını, “İstanbul’u sevmemektir, doğru. Biz şehrin vicdanını temsil ediyoruz. Ben istemiyorum diye, kimse bu işi istemiyorum demez. Bir başkası istiyor diye de kimse de bu işi istemez. Akıl ve bilim var, raporlar var orada. Onları incelesinler. Metrolardaki yayınlara devam edeceğiz. Daha çok bilgi sahibi yapacağız. Bugüne kadarki bilgi sahibi yapılmamanın tam aksine daha çok bilgi sahibi yapacağız. Daha fazla insana bilgi aktaracağız” şeklinde yanıtladı.

“KANAL İSTANBUL BİLGİLENDİRMELERİ ÇOĞALACAK”
İmamoğlu, İBB ekranlarının Kanal İstanbul için kullanılmasının eleştirilmesi yönündeki soruya ise “Daha da çoğalacak. Ben, belediye başkanıyım. Toplumu bilgilendiriyorum. Bilgi alma hakkına saygı duyarak onların, bilgi almasını sağlıyorum. Keşke 8 senedir bu işi evirip çeviren insanlar, tek bir sayfa akılla, bilimle bir şey sunsaydı. Ne gördünüz Kanal İstanbul ile ilgili? Ne var aklınızda? 70-80 katlı binaların olduğu çizgi film var. Başka bir şey yok. Bir de yatlar, villalar, hatta saraylar var. Bu millet, kat, yat, saray istemiyor. 80 katlı bina hiç istemiyor. Bu millet ne istiyor buluyor musunuz? İş, aş, ekmek, eğitim. Bakın milletin çocukları okullarında okuyamıyor diye zoraki satışlar yapılıyor. Özel okullar kapatılıyor. Bütün bu sorunlar varken, bakın yurtdışı ile ilişkilerimizdeki sorunlarımız, bütün bu sorunlar varken, bu şehri ve bu ülkeyi Kanal İstanbul ile meşgul etmek devlet adamlığına sığmıyor. Biz bu bilgileri vermeye devam edeceğiz” yanıtını verdi.

İmamoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamaların ardından saat 09.42’de, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü evrak kayıt bölümüne ulaştı. Memurlarla tanışan ve sohbet eden İmamoğlu, itiraz dilekçesini sundu. Kanal İstanbul’a itiraz etmek için müdürlüğe gelen vatandaşlar, İmamoğlu’na sevgi gösterilerinde bulundu.



İŞTE O DİLEKÇE
İstanbul ili Küçükçekmece, Avcılar, Arnavutköy, Başakşehir ilçesinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan Kanal İstanbul (Kıyı Yapıları, Yat Limanları, Konteyner Limanları ve Lojistik Merkezleri, Denizden Alan Kazanımı, Dip Taraması, Beton Santralleri Dahil)  Projesi ile ilgili olarak hazırlanan, son verilen ÇED Raporu’na ilişkin itirazlarımın sunulması, ÇED olumsuz görüşü verilmesi talebidir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve İstanbul’da ikamet eden bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, İstanbul ili, Küçükçekmece Gölü – Sazlıdre Barajı – Terkos Gölü doğusunu takip eden güzergahta yaklaşık 45 kilometre uzunlukta, 20,75 metre derinlikte ve 275 metre genişlikte bir Kanal açılması için hazırlanan projeye ilişkin hazırlanan ÇED raporuna itiraz ediyorum.

Kanal İstanbul’un tümüyle ortadan kaldıracağı tarım alanları, mera alanları, orman alanları, su havzaları, yeraltı suları, gölet alanları, denizi, flora ve fauna, kıyı alanları, sit alanları ortada iken, söz konusu rapor, bu denli büyük bir çevresel tahribat yaratacak projeye ilişkin yeterli bir değerlendirme, etki analizi ve koruma programı sunmamakta, sunması da mümkün gözükmemektedir. ÇED Raporu, projenin olumsuz çevresel etkilerini bertaraf edecek değerlendirmeler içermemekte ve bilimsel yeterliliği konusunda şüphe uyandırmaktadır.

İstanbul’u son derece yaşanmaz hale getirecek bu proje ile milyarlarca liralık kamu kaynağının, istihdam oluşturmak, devletin vatandaşa sunması gereken sağlık ve eğitim gibi temel hizmetleri geliştirmek, depreme karşı İstanbul’u hazır hale getirmek gibi halkın öncelikli ihtiyaçlarına aktarılmak yerine plansız ve programsız bir biçimde harcanmasının önü açılmıştır.

Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik hazırlanan CED raporun ilişkin İBB Başkanlığı başta olmak üzere, birçok kurum ve kuruluş, bilim insanı, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlarımız haklı itirazlarını Bakanlığın ilgili makamlarına sunmuşlardır. Bilimin ortaya koymuş olduğu gerçekleş, ulusal mevzuatımız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak altına imza atmış olduğumu uluslararası sözleşmelerle bağdaşmayan ve tüm bunlarla birlikte yurttaşlarımızın daha mutlu, daha yaşanabilir, geleceğe umutla bakan bir İstanbul’da yaşama taleplerini, ortana kaldıran bir projenin hayata geçirilmesinin, bu katim şehrin Belediye Başkanı olarak sessiz kalmam mümkün görülemez. Anayasa’nın 56. Maddesi’ne göre, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede aşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çer kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Kanal İstanbul projesi, doğal çevreyi değiştirerek olumsuz etkileyecek, bir başka deyişle çevre ve halk sağlığını bozacak bir proje olduğundan 16 milyon İstanbullunun “sağlıklı çevrede yaşama hakkı”nın ihlal edilmesini kabul etmiyoruz.

 Özü itibariyle, Kanal İstanbul Projesi ile İstanbul’un yaşam destek sistemleri olan Kuzey Ormanları, su havzaları, su havzalarını besleyen su kaynakları, tarım ve mera alanları yok olacaktır. Doğal yaşam alanları ve ekosistem bozulacaktır. Doğal ve arkeolojik sit alanları, tabiat parkları, milli parklar vb. koruma alanları yok olacaktır. Sadece İstanbul’da değil, Trakya’ya kadar tatlı suların beslediği tarım alanları yok edileceği için bölgede tarım ve hayvancılık yapılamaz hale gelecektir. Karadeniz’in kıy alanları yok olacaktır. Üç aktif fay hattının geçtiği bölgeye nüfus ve yapılaşma baskısı yükleyecek afet riskini artıracaktır. Ulaşım sistemi içinden çıkılamaz bi hal alacak, kentsel yaşam maliyetleri misliyle artacaktır.

Sonuç olarak; Anayasal yetkilerimi kullanarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 1. maddesinin 4. Fıkrası çerçevesinde ÇED Raporuna itiraz ediyor, proje için ÇED Olumsuz Kararı verilmesini talep ediyorum.

Ekrem İmamoğlu
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı