Kartal Kent Konseyi bileşenleri, TMMOB Mimarlar Odası, İstanbul Büyükkent Şubesi, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, “Kentleşme ve Deprem Gerçeği” konulu panel/forum düzenlendi.

Kartal Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panele, Jeofizik Mühendisi Prof.Dr.Haluk Eğidoğan, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı Panelis olarak katıldı. Panelin Moderatörlüğünü Mimar Osman Güdü yaptı.

Türkan Kurtulmaz Öztürk

Panelin açış konuşmasını yapan Kartal Kent Konseyi Başkanı ve Kartal Hukukçular Derneği Başkanı Türkan Kurtulmaz Öztürk “ Panelin amacının olası bir deprem sonucunda oluşacak can ve mal kayıplarının önlemek yada minimize etmek için gerek yurttaşların, gerek yerel yönetimlerin ve gerekse merkezi yönetimlerin alması gereken tedbirlere dikkat çekmek ve çözümler üretmek olduğunu söyledi.

Başta İstanbul olmak üzere; marmara ve çevresinde deprem için ciddi envanterler çıkarılmış, Deprem Master planı yapılmış ancak somut ve riski minimize eden tatmin edici hiçbir önlem alınmadığını belirten Kurtulmaz “Kentlere ait yeşil alanlar imara açılarak gökdelenler ve AVM dikilerek bu kadim kente ihanet edilmiştir. Her ne kadar Kentsel Dönüşüm Yasası  ve yönetmeliği çıkarılmış olsa da son derece ironik bir şekilde İmar Barışı Yasası çıkarılarak yasal cinayetlere zemin hazırlanmıştır.

Büyük Marmara Depreminden bu yana tam 20 yıl geçti. Geriye dönüp baktığımızda;yapılanların, sorunun boyutuyla doğru orantılı çözümler üretmediğini görüyoruz.Zira çıkarılan Kentsel Dönüşüm Yasası özünde rentsal dönüşüm yasası olarak uygulanmıştır” dedi

Kurtulmaz “Yaşam hakkının kutsallığına inanarak; güvenli, sağlıklı yaşam ve çevre hakkını savunmaya devam edeceğiz. Deprem riski ortada oldukça; bu konuda çözüme odaklı çalışmalarımız ve ısrarımız devam edecektir” dedi

Esin Köymen

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Esin Köymen yaptığı konuşmada “Düşük gelirliler için barınma ihtiyacının sağlandığı sosyal konut projeleri üretmek yerine, gecekondu afları yıllarca politik bir araç olarak görülmüş ve bu alanlarda yaşayanlardan oy elde etme amacıyla yasal esneklikler yaratılmıştır. Bugün ise bu mahalleleri; kentsel dönüşüm, riskli alan vb. yöntemlerle en çok müdahale edilen alanlar olarak görüyoruz.

Üretimden hızla kopartılan kentlerde eski fabrika alanları, tersaneler, özelleştirmeler sonucu boşa çıkarılan kamu hizmet binalarının olduğu alanlar parçacıl plan değişiklikleriyle yüksek yoğunluklu yapıların olduğu alanlar haline gelmektedir.

Tüm bu düzenlemelerin kentlerin afetlere karşı daha dayanıklı hale getirilmesi çabası olduğunu söylememiz mümkün değildir.

Kentlerin ve kırsalın ekonomik bir değer olarak görülüp metalaştırılması ve tüketilmesi olsa olsa yeni afetlere davetiye çıkarır.

Güvenli ve sağlıklı yapılaşmanın teminatı olan “kamu denetiminin” ortadan kaldırıldığı, iktidarın 'kentsel dönüşüm' adında sınırsız 'yağma özgürlüğü' yetkisi kullandığı, yerel yönetimlerin iktidarın emrinde olduğu ya da tamamen devre dışı bırakıldığı, toplumsal katılımının yok sayıldığı koşullarda; 'güvenli ve sağlıklı kentleşme' için “toplumsal duyarlılık” en önemli güvence haline gelmiştir.

Mimarlar Odası olarak; toplumun tüm kesimlerini, hem doğal yaşamı tehdit eden hem de afet risklerini arttıran 'rant ve talan' politikalarına karşı, bilinçli ve daha duyarlı olmaya, demokratik tepkilerini ortaya koymaya çağırıyoruz” dedi

Prof.Dr Haluk Eyidoğan

Anadolu coğrafyasının deprem kuşağı üzerinde olduğunu, o nedenle çok k sık depremlerle karşılaşıldığını belirterek “ 1900 ile 2016 yılı arasında ki dünya istatistiklerine bakıldığında Türkiye en fazla insan kaybına maruz kalan ülkeler arasında 89 bin 236 can kaybıyla 8.sırada, ama en fazla deprem yaşayan ülkeler sıralamasında ise 4. Sırada.

Dolayısıyla bir deprem kuşağı üzerindeyiz ve giderek kentlerimiz büyüyor, göç nedeniyle özellikle deprem tehlikesi yüksek alanlarda nüfus artıyor böylece risklerde büyüyor.

Biz neyi tartışıyoruz? İstanbul’da Marmara da deprem dediğimiz zaman neyi tadtışıyoruz, olacağını mı olmayacağını mı, yoksa ne zaman olacağını nerde olacağını ve ne büyükte olacağını tartışıyoruz.

Deprmi önceden şu anda bilemiyoruz. Ancak elimizde ki tüm verilere baktığımız zaman depremin buralarda bi tarihte her hangi bir büyüklükte olacağını söyleyebiliyoruz. Buna biz olasılıklar yaklaşımla cevap verirsek karşımıza şöyle bir ifade çıkıyor. Önümezde ki 30 yıl içinde 7 ve daha büyük bir depremin olma olasılığı yüzde 65. Bu resmi makamlarcada kabul edilen böyle bir olasılık.

Nusret Suna

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Nusret Suna, durumumuzun hiç iç açıcı olmadığını belirterek, ülke topraklarının %6’sının 1. ve 2. derece deprem kuşakları üstünde olduğunu, nüfusun yüzde 70’ini barındıran 11 büyük kentimiz, yanı sıra, sanayi kuruluşlarının %75’inin de deprem tehlikesi altında olduğunu ifade ederek, en iyimser tahmin ile İstanbul’da 600 bin binanın riskli olduğunu ve 10 milyon İstanbullunun deprem güvenliği olmayan binalarda oturduğunu söyledi.

 

Deprem toplanma alanları konusunda iktidarın verdiği 2800 adet Deprem Toplanma Alanı rakamının doğru olmadığını belirten Suna Bunlar deprem toplanma alanları değil, acil toplanma merkezleridir. Depremin ilk sıcak anlarını ayakta geçirebileceğimiz yerlerdir. Peki deprem oldu ne olacak o gece. Hayat nasıl ve nerde devam edecek. Bizlerin Deprem Toplanma alanından anladığımız, elektiriği suyu alt yapısı olan insanca yaşanabilecek çadırların ve konteyner’lerin kurulabileceği boş alanlardır. Deprem Toplanma alanlarından bizler bunu ifade ediyoruz” dedi.

Mücella Yapıcı

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı ise yaptığı sunumda, 1999 Büyük Marmara Depremi’nin büyük acıya ve kayba yol açmasının yanı sıra büyük de bir rant kapısını açtığını, Kent’te ranta yol açan her türlü girişimin deprem ve bina çökmesi gibi olayların ardından gerçekleştirildiğini belirterek, içinde pek çok önemli ilkeyi barındıran deprem master planın içinden sadece kentsel dönüşümün uygulamaya konulduğunu söyledi.

 

Yapıcı sözlerini şöyle sürdürdü “Bütün bunlar olurken yıllar geçti, Kentsel Dönüşümler başladı ve yapabildiğimiz her şey budur bizim. Afetlerden sonra biz sadece yasa yaparız. Kentsel Dönüşüm Yönetmeliği 6  kere değişti.

Her deprem yönetmeliğinden sonra binamız riskli oluyor, çık işin içinden. Oysa Deprem Master Planı’nda basit güçlendirmeler vardı hepsi unutuldu, yık yeniden yap. Yık yeniden yap ama üzerine rantı da ekle müteahhiti de araya sok ondan her kes rantını alsın. Böyle bir şey ortaya çıktı.

Her depremden sonra cepte hazır olan yasa ortaya çıktı. 26’sından sonra hazırlık varmış oda çıktı. 5366 ile dünyanın en kadim yerleşimlerini yok ettiler.”dedi.