4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışan sayısı 50 ve üzeri olan işyerlerinin, çalışan sayısının yüzde 3’ü oranında engelli işçi istihdam etme zorunluluğu bulunuyor. Bu oranın tutturulmasında bir il sınırları içerisinde aynı işverenin çalıştırdığı toplam işçi sayısı baz alınmakta. Engelli çalıştıran özel sektör işyerlerinde çalıştırılan engellilerin sigorta primlerinin işveren payını ise Hazine karşılıyor. 

Sancaktepe, Sultanbeyli ve Şile’deki işyerlerini hizmet alanında bulunduran ve engelli kontenjan doluluk oranında İstanbul lideri konumunda bulunan Sancaktepe İŞKUR Hizmet Merkezi engelli istihdamına yönelik önemli tespitlerde bulundu.

 VASIFLI ENGELLİ BULUNAMIYOR

 Günümüzün rekabetçi iş ortamında maliyet-verim dengesini piyasalarda var olmanın olmazsa olmazı olarak göz önünde bulunduran işverenlerin engelli çalıştırmayı büyük oranda maliyet yükleyen bir durum olarak görmesi engelli işsizlerin işlerini biraz daha zorlaştırıyor. Engellilerin eğitimine yeteri kadar önem verilmemesi,  gerçeğinin toplumun geniş kesiminde yer bulması, işgücü piyasasında yeterli sayıda nitelikli engelli bulunamamasına yol açan sebeplerin başında geliyor.

Çalışma ortamı ve şartları zaten çalışma hayatına atılmalarını güçleştirirken, iş için gerekli eğitime ve niteliğe sahip değillerse iş bulmaları neredeyse imkânsız hale geliyor. Engellilerin eğitim durumuna baktığımızda yüzde 60’ının ya okuryazar olmadığını ya da bir eğitim kurumundaki tahsilini bitirmeden sonlandırıldığını görmekteyiz. Bu durum belli bir iş kolunda uzmanlaşamamayı ve nitelik kazandırılamamasını beraberinde getirmekle birlikte ‘Ne iş olsa yaparım’ düşüncesini yaygınlaştırıyor. İşgücü piyasasından uzun süre uzakta kalan engelliler ise çoğu zaman çalışma özverisinden yoksun ve mesleki bilgi açıdan yetersiz kalmakta.

 

VASIFLI ENGELLİ DE VASIFSIZ MUAMELESİ GÖRÜYOR

 Eğitim ve kendini yetiştirme düzeyleri, engel durumları birbirinden çok farklı olmasına rağmen sadece ‘engelli’ oluşlarının işe alımlarda onları normal çalışanlardan farklı bir konuma taşıması, haksızca farklı muamelelerle karşılanmalarına neden oluyor. Ortaöğretim, ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim almış ya da mutfağından bir mesleği öğrenip vasıflı hale gelmiş olan engellilerin, işveren açısından vasıf gerektirmeyen işlerde değerlendirilmek istenmesi engelli işsizlerde motivasyon kaybı yaratıyor.  Eşit işe eşit ücret prensibinin uygulamada engellilere uyarlanmaması engellileri çalışmaya teşvik etmeyerek ya iş veriminde düşüşe ya da kısa sürede iş bırakmalara neden oluyor.

 İŞVERENLER ENGELLİYE ÖNYARGIYLA YAKLAŞMAYI BIRAKMALI

 Engelli istihdamında işverenler engellilere karşı önyargılı bir tavır sergiliyor. İşverenlerin sebepsiz ve hiçbir gerekçe olmadan zihinlerinde taşıdıkları kabul edilemez olumsuz düşünceler yanlış veya yetersiz bilgiye dayalı kalmakta. Bu önyargılar başta acıma, duygu sömürüsü, burukluk, endişe, korku, öfke, tiksinme, hor görme gibi yaklaşım ya da düşünceler olarak kendini gösteriyor. Verimli çalışamayacakları, sık sık mazeret izni alacakları ve halkla ilişkiler açısından olumsuz bir manzara oluşturacakları gibi önyargılar da karşılaşılan diğer başlıca grubu oluşturuyor. Toplumda zaten en büyük dezavantajlı grubu oluşturan engelliler bu türden önyargılara maruz kaldıklarında daha fazla ayrımcılığa maruz kalarak toplumdan dışlanmaya varan durumlarla yüz yüze geliyor. Engelli çalışanlara karşı işveren ve çalışanların ilk önyargılı tavır ya da düşünceler onların fiziki görünüş, istem dışı vücut hareketleri ya da engellerine dayalı ortaya çıkan görüntülerine karşı gelişiyor. Öte yandan rahatsızlığı toplum içinde çoğu zaman çalışmaya müsait olan psikiyatrik engelliler de (şizofreni, bipolarite vb.) sırf bu türden bir engele sahip oldukları için henüz iş başvurusu aşamasında kapıdan çevriliyor.

 

ÇALIŞMA KOŞULLARI UYGUN DEĞİL

 

                Bir diğer önemli nokta ise işyerlerindeki çalışma koşullarının engellilerin ihtiyaçlarına cevap vermemesi. Engellilerin farklı engel durumlarına ve niteliklere sahip olmasına rağmen işverenler bunu genele yayarak çalışma koşullarının engellinin çalışmasına uygun olmadığı düşüncesinde. Bu durum bazı tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde geçerli olsa da genellikle engellilerin  ‘ayakaltında dolaşan’ çalışanlar olarak görülme yanılgısı geçerliliğini koruyor.

Nitekim 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunda Kanun Koyucu, engellilerin işe alımdan çalışma süre ve şartlarına kadar herhangi bir aşamada engelliliğiyle ilgili olarak diğer kişilerden farklı muameleye tabi tutulamayacağını öngörmüştür. Öte yandan işverenler engelli istihdam ederken normal bir çalışanla aynı performans kriteri koyması ve engelliler için tanınmış mesai saatlerinde 15 dakika dinlenebilme hakkının uygulanmaması engellilerin işe alışmalarındaki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

 Yine aynı Kanunda engellilerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik önlemlerin alınması ve işyerindeki gerekli fiziksel düzenlemeleri ilgili kamu kuruluşlarıyla birlikte yapmasının zorunlu olduğu öne çıkarılıyor. Ayrıca engellilerin beden ve ruhsal yönden olumsuz etkilenmeyeceği iş ortamlarında çalıştırılması da çalışma motivasyonlarının artırılması yönünde dikkat edilmesi gerekenler arasında yer alıyor.

 

Engelli istihdamının istenilen düzeyde gerçekleşmemesindeki nedenlerden bazıları ise engellilerin mevcut durumlarından kaynaklanıyor. Bunlar ise;

 Ø  Eğitimlerine ve mesleki gelişimlerine yeterli önemin verilmemiş olması

Ø  Kendilerini geliştirmeye eğilimli olanlarının sayısının az olması

Ø  Yasal mevzuatın getirdiği zorunluluğun suiistimal edilerek yakaladığı fırsatları beğenmemesi, sık sık iş değiştirmesi suretiyle durumun işveren aleyhine kullanılması ve sunulan mali hakları yetersiz bulmaları şeklinde sıralanıyor.

NELER YAPILABİLİR?

ü  Engellilerin işgücü piyasasında iş bulabilmelerini sağlayacak mesleki bilgi ve deneyimi kazanması için gerekli olan kurslara ağırlık verilmeli,

ü  İletişim kurmada daha dezavantajlı grup olan işitme ve görme engellilerin tek kendilerini ifade yolu olan işaret dili ve Braille alfabelerinin daha yaygın biçimde kullanılması ve anlaşılması için eğitim faaliyetleri artırılmalı,

ü  Meslek edinmemiş engellilerin ilgi ve yeteneklerine uygun mesleklerin öğrenmesine yardımcı uygulamalarda bulunulmalı,

ü  İşyerlerinin engellilerin çalışabileceği fiziksel koşullara ulaştırılması,

ü  Türkiye İş Kurumuna ve özel istihdam bürolarına verilen açık iş taleplerinin karşılanması durumunda bu kurum ve kuruluşlara gerekli bilginin ulaştırılarak ilanın yayından kaldırılmasının sağlanması ve böylece istihdama katkısı olmayacak iş başvurularının önlenmesi

ü  Açık iş ilanlarına başvuru yapan engellilere başvuru neticesinin bildirilmesi ve işe alım yapılmaksızın evrak hazırlatılmaması suretiyle iş bulma süreçlerinde yardımcı olunması

ü  Engelli istihdamına yasal bir zorunluluk değil bir sosyal sorumluluk olarak bakılması,

ü  İşyerlerinde hizmet içi eğitim sağlanması

ü  Engellilerin görev tanımlaması mesleki ilgi ve becerileri ile almış olduğu eğitime göre tanımlanmalı

ü  Engellilerin işe motivasyonunu sağlayacak organizasyonların yapılması

ü  Meslek edinmek ya da daha iyi şartlarda iş bulmak isteyen engellilere yönelik verilen bireysel danışmanlık hizmetlerinin hem işverenin hem engellinin birbirlerine olan beklentileri doğrultusunda verilerek uzun süreli istihdamın sağlanması

ü  Sağlanan kurs hizmetlerinin sadece mesleki eğitimle sınırlı kalmayıp kişisel gelişim eğitimlerinin de engellilerin istifadesine sunulması

 

 Öte yandan engelli istihdamının istenilen düzey ve kaliteye getirilmesinde batı Avrupa ülkelerinde başarıyla uygulanan ‘’Destekli İstihdam Modeli’’ gibi uygulamalar dikkat çekiyor.  Bunlar arasında;

Ø  Telefon santral memurluklarında görme engellilere öncelik tanınması

Ø  Engellinin ne tür bir meslek edinebileceğini ortaya çıkaran ‘‘Engelli Çalışma Atölyeleri’’nin kurulması

Ø  Engellilere yönelik devlet tarafından teşvikler barındıran çıraklık eğitimleri

Ø  Engellilerin iş bulmalarını ve hem iş ortamı hem iş harici ortamlarında sosyal uyumlarının sağlıklı bir şekilde sağlanmasını amaçlayan ‘’Destekli İstihdam Modeli’’

Ø  Bedensel engelliler için ulaşım, işitme engelliler için tercüman, körler için sesli okuma araçları konularında sağlanan yine devlet teşvikli kolaylıklar bulunuyor.

 

Devletin sağladığı bu teşvike rağmen engelli çalıştırmayan işletmeler çalıştırmadığı her engelli için geçmişe dönük olarak hesaplanan aylık 3250 lira idari para cezası ödemek zorunda. Cezai durumla karşılaşmak istemeyen işverenler çalıştıracak engelli arayışına giriyor.

Buna rağmen bu zorunluluğa tabi yaklaşık 20 bin işyeri bulunsa da işveren, işleyiş ve kimi zaman da iş arayan engellilerden kaynaklanan sebeplerden dolayı bu kontenjan bile doldurulamıyor. Son verilere göre Türkiye’de 107.763 özel sektörde, 16.044 kamuda olmak üzere toplamda 123.807 engelli çalışıyor. Engelli açığı ise 25 bin düzeyinde seyrediyor. Yılın ilk 5 ayında işe yerleştirilen engellilerin sayısı ise 5.927…

 

Çalışma ve İş Kurumu Sancaktepe Hizmet Merkezi Müdürü Yasin Turunç konuyla ilgili olarak, herkesin bir engelli adayı olduğunu, engelli istihdamına çok önem verdiklerini ve hem işverenlere hem de iş arayanlara bu doğrultuda danışmanlık hizmeti verdiklerini belirtti.

 4857 Sayılı Kanun’un 30. Maddesi gereği 49’dan fazla çalışanı bulunan işverenlerin engelli çalıştırma zorunluluğunun bulunduğunun altını çizen Turunç, bu kapsamda işyeri ziyaretleri yaparak ve ayda 2 defa Cuma günleri günü saat 09:30’da engelli işe alım toplantıları düzenleyerek kontenjan açıklarını sıkı şekilde takip ettiklerini ifade etti.