Yeni Yaşam Biçimi: Tüket, Paylaş, Tekrar Et"

Sinan Bayraktar
ABONE OL

“Türkiye’de haz odaklı yaşamın görünmeyen bedeli”
“Bir pazar sabahı, sosyal medyada gezinirken karşımıza çıkan o kusursuz kahvaltı sofralarını düşünelim. Boğaz manzarasına karşı içilen kahveler, hafta sonu kaçamakları, ‘kendimi şımarttım’ notuyla paylaşılan alışveriş poşetleri…
Peki gerçekten mutlu muyuz, yoksa mutluluğun fotoğrafını mı çekiyoruz? Günümüz Türkiye’sinde haz, artık bir duygu olmaktan çıkıp adeta bir yaşam stratejisine dönüşmüş durumda.”
Eskiden mutluluk daha sade bir yerde dururdu. Bayram sabahlarında giyilen yeni ayakkabının verdiği heyecan, aileyle yapılan uzun sofralar, biriktirilen küçük sevinçler… Bugün ise mutluluk, daha çok tüketilen ve sergilenen bir şeye dönüştü. Artık yaşamak yetmiyor; yaşadığımızı göstermek de gerekiyor.

Türkiye’de son yıllarda hızla yaygınlaşan “deneyim tüketimi” bunun en açık örneklerinden biri. Bir kafeye sadece kahve içmek için değil, “orada bulunmuş olmak” için gidiyoruz. Mekânın dekoru, fincanın şekli, manzaranın Instagram’a yakışması… Kahvenin tadı ve belki de fiyatı çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Çünkü aslında satın alınan şey bir içecek değil, bir hissin görüntüsü.

Alışveriş de benzer bir dönüşüm geçirdi. “İhtiyaç” kavramı yerini “hak ettim” duygusuna bıraktı. Zor bir haftanın ardından kendini ödüllendirmek, moral düzeltmek için yapılan harcamalar artık sıradanlaştı. Ancak bu haz çoğu zaman kısa ömürlü. Kredi kartı ekstresi geldiğinde geriye sadece geçici bir tatminin maliyeti kalıyor.

Daha çarpıcı olan ise şu: Ekonomik zorlukların arttığı bir ülkede yaşıyor olmamıza rağmen haz odaklı yaşam biçimi zayıflamak yerine daha da görünür hale geliyor. Belki de tam bu yüzden… İnsanlar gündelik hayatın ağırlığından kaçmak için küçük mutluluklara daha sık tutunuyor. Ama bu kaçış, çoğu zaman kalıcı bir tatmin üretmiyor; sadece ertelenmiş bir boşluk hissi bırakıyor.

Bir yandan da kültürel bir kırılmanın içindeyiz. Geleneksel değerler uzun süre sabrı, kanaatkârlığı ve uzun vadeli mutluluğu yüceltmişti. “Azla yetinmek” bir erdemdi. Bugün ise “anı yaşa” mottosu öne çıkıyor. Gelecek belirsiz, o halde şimdi keyif al. Bu düşünce ilk bakışta özgürleştirici gibi görünse de, zamanla insanı yüzeysel bir tatmin döngüsüne hapsedebiliyor.

Çünkü haz ile mutluluk aynı şey değil. Haz, anlıktır; gelir ve geçer. Mutluluk ise daha derin, daha kalıcıdır. Bir şeyi üretmek, bir ilişkiyi büyütmek, bir amaç uğruna emek vermek… Bunlar çoğu zaman zahmetlidir ama geride daha sağlam bir tatmin bırakır. Oysa sadece haz peşinde koşan bir yaşam, sürekli daha fazlasını ister ve hiçbir zaman tam olarak doymuş hissettirmez.

Bugün belki de kendimize sormamız gereken soru şu: Gerçekten neyin peşindeyiz? Bir anlık iyi hissetmenin mi, yoksa daha derin bir anlamın mı?

Hazdan tamamen vazgeçmek mümkün değil, belki de gerekli de değil. Ancak onu hayatın merkezine koyduğumuzda, fark etmeden kendimizi tüketimin ve gösterinin içinde kaybediyoruz. Türkiye gibi hızlı değişen bir toplumda bu dengeyi kurmak daha da zor. Ama belki de tam bu yüzden daha gerekli.

Çünkü bazen mutluluk, paylaşılan bir fotoğrafta değil; paylaşılmayan bir anda saklıdır.
“Mutluluğu Yaşıyor Muyuz, Yoksa Sadece Paylaşıyor Muyuz?”
Ben bu yaşam biçimine kendimce bir zaman dilimi yakıştırdım artık
“Fotoğraflık mutluluklar çağı “
Kalın sağlıcakla