Hakkı Tan

Hakkı Tan

Homovictimus

''Gerçeğin Belirmesinden Önce: Condor'un Kanlı Arşivinden Günümüzün Dijital Kafesine

20 Mayıs 2026 - 11:20 - Güncelleme: 20 Mayıs 2026 - 11:52

(Dipnot): Condor Operasyonu (Operation Condor), 1970'lerin ortalarında Güney Amerika'daki sağcı askeri diktatörlüklerin istihbarat servisleri arasında kurulan, gizli ve ulusötesi bir devlet terörü ağıdır. Temel amacı muhalif hareketleri bastırmak olan bu yapı; on binlerce insanın sınır ötesi operasyonlarla izlenmesi, kaçırılması ve sistematik olarak "zorla kaybedilmesiyle" sonuçlanmıştır. Ancak Condor'un asıl tarihsel önemi, yalnızca uyguladığı çıplak şiddette değil; muhaliflerin ulusötesi arşivler, şifreli iletişim kodları ve bürokratik kategoriler aracılığıyla işlenebilir birer "hedefe" dönüştürüldüğü ilk sistematik laboratuvar olmasından gelir. Bu haliyle Condor, bugün tüm insanlığı kuşatan dijital iktidar mimarisinin (Onopticon) henüz dijitalleşmemiş, ilkel ve kanlı kuluçka evresidir.

*

Modern iktidar teorileri genellikle bize gücün gerçeği nasıl çarpıttığını, bizi nasıl gözetlediğini veya davranışlarımızı nasıl yönlendirdiğini anlatır. Oysa daha temel, çok daha yakıcı bir soruyu sık sık gözden kaçırıyoruz: İktidar, hakikatin ortaya çıkabileceği o "gerçeklik alanını" hakikatten önce nasıl inşa edip dayatır?

Bugün hepimiz, büyük veri ve algoritmalar çağında seçeneklerimizin nasıl daraltıldığını konuşuyoruz. Ancak mesele sadece seçeneklerin azalması değildir. Karşı karşıya olduğumuz Gerçeklik Paradigması, iktidarın yalnızca gerçeği bastırmakla kalmadığını; gerçeğin belirebileceği oyun alanını, yani gerçekliğin bizzat kendisini altyapısal olarak dayattığını söyler. Benim paradigmam bir hakikat paradigması değil, bir gerçeklik paradigmasıdır. Bu çerçevede geliştirdiğim Onopticon rejimi de bir kablo, ağ veya platform teorisi değil; doğrudan doğruya bir iktidar teorisidir. İktidar davranışlarımızı sadece izlemez; o davranışların mümkün hale geldiği gerçeklik düzlemini önceden işler ve bize kaçınılmaz bir varoluşsal çevre olarak dikte eder.

Bu ontopolitik mutasyonun kökenlerini anlamak için, bugünün "steril" dijital platformlarından çıkıp, tarihin o kanlı ve ilkel laboratuvarına, yani Condor Operasyonu’na bakmamız gerekir. Condor'un şiddeti, kurbanı bedensel olarak yok etmeden çok önce, onu bürokratik bir gramerle dosyaya, koda ve ulusötesi bir nesneye dönüştürerek başlıyordu. Bireyin insan olarak tanınabileceği yasal, kamusal ve mekansal altyapı paramparça ediliyordu.

Örneğin 1976'da Buenos Aires'te kaybedilen Uruguaylı çizer Juan Pablo Recagno Ibarburu vakası bu mekanizmayı somutlaştırır. Devlet onu bir "tehdit", son derece tehlikeli ve örgütlü bir aktör olarak kodlarken; hukukun, kaydın veya kendini savunabileceği bir mahkemenin varoluşsal koşullarını tamamen elinden almıştı. İşte bu, Homovictimus adını verdiğim o mutlak kuşatmanın tarihsel formudur: İnsanın sistem tarafından tam bir fail olarak sorumlu tutulduğu, ancak fail olabilmesi için gereken tüm altyapısal, yasal ve epistemik koşullardan mahrum bırakıldığı o trajik çelişki. Kurbanlar eylemsizliklerinden ötürü pasifleşmemişlerdir; aksine, tarihsel eylemlilikleri sisteme birer "hedef olma verisi" olarak sunulmuş ve savunma kanalları altyapısal olarak kapatılmıştır.

Peki 1970'lerin bu kanlı tablosu bugünün dünyası için nasıl bir kopuşu işaret ediyor?

Condor döneminde iktidarın gücünü devreye sokabilmesi için önce bedeni "marksist", "yıkıcı" veya "terörist" olarak işaretlemesi, yani klasik anlamda bir düşman üretmesi gerekiyordu. Oysa bugünün küreselleşmiş, gündelik hayatın içine sızmış çağdaş Onopticon rejimi, bu gerçeklik dayatmasını önceden bir düşman ilan etmeye gerek duymadan yürütür. Bugün sizi yönetilebilir, savunmasız veya gözden çıkarılabilir hale getirmek için sistemin bir terör şüphelisi veya suç profili üretmesine ihtiyaç yoktur; sadece okunabilir, hesaplanabilir, sınıflandırılabilir ve işlenebilir kılınmanız yeterlidir. Condor istisnai bir ölüm mekanizması örgütlerken, Onopticon doğrudan yaşanabilirliğin altyapısını koşullandırır.

Bu sinsi mimari, belgelerin ve arşivlerin şeffaflaşması illüzyonuyla da yıkılamaz. İktidar, gerçekliği sadece gizleyerek değil; veriyi geciktirerek, bağlamından kopararak, soğutarak ve zamanı geldiğinde "kontrollü bir ifşa" ile sunarak da üretir. Bir belgenin ortaya çıkması gerçeğin otomatik olarak özgürleşmesi anlamına gelmez. Onopticon'un asıl gücü, hakikati tamamen yok etmesinde değil; onun ne zaman, nerede, nasıl ve hangi siyasi etkisizlik seviyesinde belirebileceğini tayin etmesindedir.

Bizler, algoritmaların bizi "dijital obezlere" veya "bilişsel anoreksiklere" çevirdiğini sanıp platform arayüzlerini daha "etik" tasarlamak gibi reformist adımlarla oyalanırken; Onopticon devasa bir ontopolitik altyapı olarak dünyayı kuşatmaktadır. Hücre duvarlarını daha pastel renklere boyama vaadi sunan bu sığ çözümcülük tuzaklarını reddetmek zorundayız.

Onopticon'un dayattığı bu ontopolitik mutasyona karşı geliştirilebilecek yegane direniş, sistemi rehabilite etmeye çalışmak değil; algoritmik sistemler tarafından öngörülebilir ve hesaplanabilir olmayı radikal bir varoluşsal stratejiyle reddetmektir. Bu da ancak veriye dönüşmeyi kabul etmeyen o yapısal opaklığımıza, yani Opaklık Hakkı'na sonuna kadar sahip çıkmakla mümkündür.

Hakkı Tan

* * *

Yazarın Notu: Bu köşe yazısı, yazarın akademik platformlarda tartışmaya açtığı ontopolitik iktidar teorisi çerçevesinde kaleme alınmıştır. Çalışmanın kaynak metnine ve teorik altyapısına şu adresten ulaşılabilir: 

https://www.researchgate.net/publication/404992907_Before_Truth_Reality_Operation_Condor_and_the_Crude_Fermentation_of_Onoptic_Logic_An_Ontopolitical_Analysis_of_Power_through_Hakki_Tan's_Reality_Paradigm



 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum