PIRLANTASI BÜYÜK, EKMEĞİ UFAK ...!

Cafer Özilhan
ABONE OL

Yazmak ve okumak iyileştirir sözüne inananlardanım. Ne zaman kendimle kavga etsem ne zaman ben beni hırpalasam, kanattığım yaralara pansuman yapmak için yazıyorum. Sonra okuyorum.

Yazan, içinde bulunduğu koşulları, tanık olduğu yaşamı, gözlemlediği, öğrendiği bilgileri süzgeçten geçirir. Öngörülerini ekler, yazar. Bencillikten, kişisel çıkardan uzak, getirisini- götürüsünü hesap etmeden klavyede gezinen parmaklar artık vicdanın denetimindedir. O nedenle, Nazım Hikmetler Ahmet Arifler, Yaşar Kemaller şair-yazar, Hasan Tahsinler, Uğur Mumcular yazar- gazetecidir...

Bizim kuşak, bizden sonraki kuşak ve onlardan sonraki kuşaklar için de böyle kalacaktır.. 

Her mesleğin unutulmaz, unutulmaması gereken ustalarının var olması gibi...

Siyasetçi demiyorum. Siyaseti meslek olarak gören, herhangi bir işte başarılı olma şansı sıfıra yakın bazı isimlerin siyasetçi kimliği taşıması, TBMM’de halk adına parmak kaldırıp indirmesi ya da bir partinin il, ilçe başkanı olması onun başarı göstergesi değil. Yani, her dönem işaretle ne istendiğini bilen ve onu yapan insanların da var olduğu bir iştir siyaset arenası. Çok partili parlamenter sistemde hep var olan ve var olacak bu siyasi figürlerin akrep ve yelkovanları, hep itaat etme, yada moda deyimle “ram olmayı” işaret eder. Sorgularsa ortada kişisel başarıya ilişkin en ufak bir geçmiş bile olmadığını görecektir. O nedenle başarılı olanın ardından ayrılmamak, onun "leb" deyişinden "leblebi" dediğini anlaması tek başarı hanesidir yaşamında. 

Siyaset dünyasında bir de bunun tam tersi isimler vardır. Var oluşunun ve bunun süreli olmasının nedenini bilen, buna göre eğitilmiş etkin figürler.

18 yıllık siyasal iktidarın oluşumundan bugüne kadar içinde olan, en kritik dönemlerde, o zamana özgü yüzü ile ortaya çıkan siyasi figürler. Son bir haftadır konuşulan Bülent Arınç bunun en iyi örneklerinden biri. Tabii, Muharrem İnce, Ümit Özdağ, Öztürk Yılmaz gibi isimleri de, daha düşük profilli de olsalar henüz unutmamak gerek. 

Arınç Türk Silahlı Kuvvetlerinin kalbi, devletin hafızası Kozmik Oda, FETO çetesine teslim edilirken başroldeydi. Bugün ülke genelinde adalet, eğitim, sağlık, ekonomi gibi alanlarda yaşanan sorunların nedeni olan sistemin, bunu yaşatan düzenlemelerin hepsinde Arınç'ın katkısı vardı. "Dı" derken geçmiş zamanda vardı değil, yürümeyen, çürüyen tekerin, 18 yıl önce belirlenen hedefe yürümesi için bugün de var.
Neden var?
Damat bakanın istifası, Merkez Bankası'nda görevden alma- atama, yoksulluk, işsizlik, Covid-19 salgını gibi artık çuvala sığmayan mızraklar; ülkenin somut gerçekleri. Bir çete başının ana muhalefet partisi liderini ölümle tehdit etmesi karşısında suskun kalan adalet, çete başını eleştirenlere "o benim ülküdaşım" diyecek kadar iktidar ipine bağlı bir siyasi parti başkanı, çete başını eleştiren paylaşım yapıp on dakika sonra silen siyasetçi ve gazetecilere, ülke gerçeklerinin üstünü kapatma malzemesi.

Damat bakanın istifa ederken vurguladığı "At izi it izine karıştı" söylemine uygun bir ortamda, milyonlar at kim it kim diye sorgularken, Bülent Arınç dinlencesini kesip ekran ekran gezmeye başlıyor. "Kavala serbest bırakılsın, Demirtaş neden içerde? " diye milyonların yıllardır sorduğu soruları soruyor. Kime? İktidara ve onun oluşturduğu kurum ve kurullara. Yıllardır neden sormamış peki? 

İşte; zurnanın zırt dediği yer tam da bu nokta... 

Ve bu noktada siyaset dünyasında olduğu gibi medya dünyasında da "var oluş" nedenlerini en iyi kendileri bilen isimler çıkıyor sahneye... Denize düşenin yılana sarılması gibi, umut yoksulun ekmeği örneğinde olduğu gibi, halkın gözüm, sesim, dilim diye baktığı gazetenin “duayeni” Rahmi Turan, Arınç' a övgüler diziyor, onu eleştirenlere kızıyor. Eminim ki kendisine yaz diye verilen gazeteyi de okumuyor. Okusa Necati Doğru’nun köşesinde "kıvırmayın" diye Arınç ve Arınç severlere seslenişini okur, belki düşünür, vicdanını yoklar. Yoklar mı? Sanmıyorum. "Sarayda bir CHP' li” senaryosunun bedelini ödedi mi? Hesabını verdi mi? Hayır. AKP yönetimindeki İBB hortumundan beslenen, varlıkları bile soru işareti olan, bir kartvizitten ibaret gazetelere akıtılan paranın hesabı soruldu mu? Hayır.

Yazıldı, okundu... Üstü kapatıldı...

Peki; Bülent Arınç kozmik odanın, Melih Gökçek yıkılacak Ankapark' a akıttığı söylenen milyonların hesabını verdi mi? Yerel seçimlerde İBB’nin tüm olanaklarını propaganda için kullanan Mevlüt Uysal'a kamu kaynağı nerede diye sorulmazken, Ekrem İmamoğlu’na "Kanal İstanbul’a Hayır" afişi için soruşturma açıldı mı? Açıldı.

Yazmak- okumak iyileştirir sözüne inanıyorum dedim ya. Ulusal ve yerel medyada, sosyal medyada kişisel çıkar ve egolarına tutsak, var oluş nedeni vicdanı kıvraklık olanları okurken acıyan yaralarınızı iyileştirmek için, duayen, korkusuz, cesur, araştırmacı makyajı ile bezeli kalemlerden uzak durmak gerektiğine de inanıyorum. Meslek alışkanlığı ya da yerde bile bulduğum bir kağıt parçasını okuma alışkanlığı yada refleksi olsa gerek, her gece aldığım "okuma şu gazete görünümlü bültenleri" kararını sabah yine bozuyor, okurken açılan yaraları yazarak pansuman ediyorum. Toplumda açılan, iyileşmesi için bedel ödemek gereken sorunların kök salıp, kalıcı olması için medyada örtülü-örtüsüz, makyajlı-makyajsız yazan, yalının bahçe duvarından, kuyumcunun vitrinine bakan figürler, yaranın pansumanla bile tahammül edemiyor. Önce tetikçi ardından iktidar sopasını gösteriyor, sallanan sırça saraylarını ayakta tutmak için.

Büyük ozan Nazım Hikmet' in dediği gibi; "Kiminin pırlantası büyük, kiminin ekmeği ufak..."
Ne tetikçi parmağı ne iktidarın sopasını gösterenlere değil, ekmeği temiz ve ufak olanlara bin selam olsun!