Onopticon'un Üç Yüzyılı

Hakkı Tan
ABONE OL

  

Gerçeklik Paradigması İçin Bir Manifesto

I. Soru Yanlış Yerde Soruldu

İktidarı kurumlarda, yasalarda, platformlarda, veri tabanlarında, şirketlerde, polis güçlerinde, piyasalarda ve devletlerde aramayı öğrendik. Gözetimin artıp artmadığını, algoritmaların yanlı olup olmadığını, mahremiyetin kaybedilip kaybedilmediğini, yapay zekânın fazla güçlenip güçlenmediğini sormayı öğrendik.
Bu sorular gereklidir. Fakat yeterli değildir.
Belirleyici soru, bir sistemin bizi kaydedip kaydetmediği değildir. Modern hayatın tamamı kayıt sistemlerine dayanır. Sağlık kayıtları tedaviyi mümkün kılar. Nüfus kayıtları hukukî varoluşu mümkün kılar. Ödeme sistemleri iktisadî hayata katılımı mümkün kılar. Eğitim, hukuk, hareket, refah, kimlik, sigorta ve iletişim, farklı tanınma biçimlerini gerektirir.
Sorun, kişinin kaydedilmesiyle başlamaz.
Sorun, kişiyi kaydeden sistemlerin birbirinden ayrı kalmaktan çıkmasıyla başlar.
Sorun, tanınma katmanlarının birleştirilmesiyle başlar.
Sorun, bir alanda bilinenin başka bir alanda sonuç olarak geri dönmesiyle başlar.
Sorun, öznenin artık itiraz edebileceği yeri bulamamasıyla başlar.
Bu, Onopticon’dur.

II. Onopticon Bir Veri Tabanı Değildir

Onopticon bir kamera değildir.
Bir platform değildir.
Bir sosyal kredi sistemi değildir.
Bir şirket değildir.
Palantir değildir.
Devlet değildir.
Yapay zekâ değildir.
Bunların her biri onun parçası hâline gelebilir.
Onopticon, bir birleşim rejimidir.
Sağlık, hukuk, ödeme, eğitim, güvenlik, hareket, profil, mülkiyet, enerji ve çevre gibi ön-tanıma katmanlarının geri-beslemeli bir karar devresinde birleştirildiği yerde ortaya çıkar. Bu devrede hayatın parçaları ortak bir operasyonel dile çevrilir. Kişi alanlar arasında eşleştirilir. Bir kategori üretilir: risk, uygunluk, öncelik, şüphe, borç, sağlık durumu, hareket statüsü, hedef statüsü. Ve bu kategori geri döner. Harekete, ödemeye, erişime, çalışmaya, sigortaya, konuta, tedaviye, güvenliğe ya da enerjiye geri döner.
Onopticon özneyi yalnızca gözlemez.
Öznenin dünyayla karşılaşacağı alanı önceden hazırlar.

III. Tanınma Artık Masum Değildir

Modern iktidarın her şeyi yasaklaması gerekmez.
Şeylerin hangi biçimde gerçek sayılacağını belirlemesi yeterlidir.
Tanınabilir bir belgeye çevrilemeyen bir hak ortadan kaybolabilir.
Onaylanmış bir kimliğe çevrilemeyen kişi erişilemez hâle gelebilir.
Okunabilir kılınamayan bir hareket şüpheli hâle gelebilir.
Doğru idarî dile giremeyen bir talep duyulamaz hâle gelebilir.
İşlenemeyen bir hayat yönetilemez — dolayısıyla dışlanabilir — hâle gelebilir.
Bu nedenle tanınma yalnızca dahil edilme değildir.
Tanınma, neyin var sayılacağına karar verme iktidarıdır.
Bu, tercüme eşiğidir: yalnız sistemin formatına girebilenin tanındığı; tercüme edilemeyenin yok, geçersiz, tehlikeli ya da harcanabilir sayıldığı nokta.
Modern iktidarın tarihi, kısmen bu eşiğin tarihidir.

IV. İktidara Giden İki Yol Vardır

İlk yol, erişim-şartlı tanınmadır.
Özne, tedavi görmek, hareket etmek, çalışmak, işlem yapmak, eğitim almak, mülk edinmek, miras bırakmak, borçlanmak, iletişim kurmak ya da hayatta kalmak için sisteme girmek zorundadır. Tanınma, erişimin koşuluna dönüşür.
İkinci yol, zorla kategorileştirmedir.
Özne sisteme girmez. Sistem öznenin içine girer. Hukukî, polisî, askerî, finansal ya da idarî bir aygıt, kişinin rızasından bağımsız olarak onu kategoriye çevirir: şüpheli, yabancı, borçlu, tehlikeli sınıf, hedef, yasadışı, uyumsuz, yüksek riskli.
Bu iki yol farklıdır. Fakat giderek birbirleriyle birleşir.
Kişi hizmet kapısından sisteme girebilir; daha sonra zorlayıcı kategorileştirme kapısından işlenebilir.
Yurttaş hasta, müşteri, yolcu veya kullanıcı olarak sisteme girer; fakat hiçbir zaman rıza göstermediği sonuçları olan bir profile dönüşür.

V. Rejim Devrede Kurulur

Katman, rejim değildir.
Sağlık kaydı rejim değildir.
Kredi skoru rejim değildir.
Sınır veri tabanı rejim değildir.
Akıllı sayaç rejim değildir.
Polis dosyası rejim değildir.
Her biri gerekli olabilir. Her biri yararlı olabilir. Her biri kendi alanında zorlayıcı da hâle gelebilir.
Fakat kopuş, katmanlar birleştiğinde başlar.
Belirleyici biçim devredir.
Devre; erişim, tercüme, korelasyon, kategorileştirme ve geri-beslemenin aynı özne üzerinde kapandığı yerde vardır. Bir alanda üretilen sonucun, öznenin başka bir alandaki koşullarını değiştirmek üzere geri döndüğü yerde vardır.
Sorun, verilerin merkezileşip merkezileşmediği değildir. Verilerin tek odada, tek kurumda, tek bulutta veya tek şirkette toplanması gerekmez. Devre dağıtık olabilir. Kamu kurumları, özel şirketler, güvenlik aygıtları, veri simsarları, sigortacılar, kredi verenler, platformlar ve nesneler arasında yayılmış olabilir.
Devrenin iktidarı merkezinde değildir.
Parçalarının aynı hayat üzerinde kapanabilmesindedir.

VI. İşgalciden Daha Önemli Olan Makamdır

İktidar yalnız kurumlarda bulunmaz. Konumlarda da bulunur.
Entegratör-makam; kayıtların erişildiği, çevrildiği, eşleştirildiği, sonuca dönüştürüldüğü ve eylem olarak geri beslendiği yerdir. Bazen görünürdür, çoğu zaman dağıtıktır.
İşgalcisi bir bakanlık olabilir.
Bir yüklenici olabilir.
Bir kamu-özel konsorsiyumu olabilir.
Bir güvenlik mimarisi olabilir.
Ticari bir platform olabilir.
Hiçbir tekil aktör olmayabilir.
İsim değişir. İşlev dizisi kalır.
Bu nedenle belirleyici soru, bugün platformu kimin tuttuğu değildir. Belirleyici soru, erişim–tercüme–korelasyon–karar–geri-besleme dizisinin, işgalci değiştiğinde de sürüp sürmediğidir.
Bir şirket çekilebilir.
Bir yüklenici değiştirilebilir.
Bir protokol aktarılabilir.
Bir ağ bölünebilir.
Yeni bir sistem eskinin nüshası olarak kurulabilir.
İşlev, ikameye rağmen sürüyorsa makam da sürüyordur.
Bu nedenle Onopticon, hiçbir şirket, kurum veya devletle tüketilemez.

VII. Kapalılık Kader Değildir

Onopticon kaçınılmaz değildir.
İktidar kapalı hâle geliyorsa bunun nedeni iktidarın özünde kötü olması değildir. Bu açıklama fazla kolay, fazla soyut ve fazla zayıftır.
Kapalı düzenekler çoğu zaman daha ucuzdur.
Hesap verebilirliği dışsallaştırırlar.
Hazır gizlilik kalıplarını kullanırlar.
İspat yükünü öznenin üzerine yıkarlar.
Sorumluluğu kurumlar arasında dağıtırlar.
Her katmanın “biz yalnızca kaydettik” demesine izin verirler.
İtirazı pahalı, yavaş, parçalı ve muhatapsız hâle getirirler.
Kapalılık bir asimetridir.
Mimariye karşı-basınç kazınmadığında, kapalılık çoğu zaman en düşük direnç çizgisi olur.
Fakat bu aynı zamanda kapalılığa direnilebileceği anlamına gelir.
Erişim günlükleri önemlidir.
Gerekçe gösterme hakkı önemlidir.
Düzeltme hakkı önemlidir.
Yargısal denetim önemlidir.
Sona erme hükümleri önemlidir.
Denetlenebilir sistemler önemlidir.
Opaklık olmadan birlikte çalışabilirlik önemlidir.
Sonucu gerçekten değiştirebilen bir itiraz hakkı önemlidir.
Onopticon’un alternatifi altyapının yok edilmesi değildir.
Onopticon’un alternatifi, iktidarı itiraz edilebilir altyapıdır.

VIII. Özne Birleşim Yoluyla Maruz Kalır

Birey çoğu zaman Onopticon’a rıza göstermez.
Birey her katmanda ayrı ayrı rıza gösterir, boyun eğer ya da zorlanır.
Hasta olarak.
Mükellef olarak.
Borçlu olarak.
Yolcu olarak.
Kullanıcı olarak.
Çalışan olarak.
Mukim olarak.
Müşteri olarak.
Yurttaş olarak.
Her karşılaşma ayrı görünür.
Fakat maruziyet ayrı değildir.
Özne, hiçbir tekil edimin üretmediği ve hiçbir tekil rızanın yetkilendirmediği bir profil içinde katmanlar arasında birleştirilir. Ardından, bütünleşik sistemin ürettiği sonuçlardan bireysel sorumluluk diliyle yargılanır.
Bu, parçalı rıza, bütünleşik maruziyettir.
Özne, içine girmeden önce hazırlanmış bir dünyadan sorumlu tutulur.
Bu, Homovictimus’tur: faillik için gerekli maddi koşullardan yoksun bırakıldığı hâlde, bu koşullar varlığını sürdürüyormuş gibi sorumlu tutulan kişi.

IX. Çevre Kapıya Dönüşüyor

Eski kapı görünürdü.
Nüfus dairesiydi, sınırdı, sicildi, bankaydı, kontrol noktasıydı, mahkemeydi, okuldu, karakoldu.
Yeni kapı çevreye dağılıyor.
Ev kaydediyor.
Araç kaydediyor.
Yol kaydediyor.
Sayaç kaydediyor.
Telefon kaydediyor.
Kilit kaydediyor.
Kamera kaydediyor.
Giyilebilir cihaz kaydediyor.
Sigorta aygıtı kaydediyor.
Ve geri-besleme kurulduğunda bu nesneler yalnızca kaydetmez.
Eyleme geçerler.
Araç çalışmaz.
Kilit açılmaz.
Sayaç keser.
Hizmet verilmez.
Güzergâh kaybolur.
Fiyat değişir.
Kategori maddileşir.
Çevresel a priori, karşılaşma koşullarının artık yalnız kurumlar tarafından değil; ağ bağlantılı nesneler, altyapılar ve mekânlar aracılığıyla önceden kurulmasıdır. Dünya, tanınma, sınıflandırma ve icra alanına dönüşür.
Harita artık toprağı temsil etmez.
Harita, toprağın operasyonel davranışına dönüşür.

X. Tarih Tek Bir Aygıtın Değil, Tek Bir Dönüşümün Tarihidir

Modern iktidarın tarihi, tek bir gizli makinenin kesintisiz tarihi değildir.
Aynı kurumun üç yüzyıl boyunca farklı isimlerle hüküm sürdüğü bir hikâye değildir.
Bu, bir dönüşümün tarihidir.
Kayıt, hukukî statü, sınıflandırma ve maddi icra arasındaki bağ biçim değiştirmiştir.
Sömürge idaresinde bu bağ yoğun, şahsi, idarî ve çoğu zaman açıkça şiddet içeren biçimlerde görünüyordu. Toprak, emek, statü, hareket ve ceza; bir memurun, bir büronun, bir komutanın, bir yerleşim görevlisinin ya da polis makamının kişiliğinde birleşebiliyordu.
Sömürge arşivi dijital devre değildi.
Fakat tarihsel ön-biçimler taşıyordu:

hayatın idarî olarak eyleme geçirilebilir kategorilere çevrilmesini;

belgelendirilemeyenin söndürülmesini;

kimliğin hukukî kadere dönüştürülmesini;

kaydın hareket kısıtına bağlanmasını;

vergi, emek, ceza ve statünün birleşmesini;

etkili itirazın zayıflatılmasını ya da ortadan kaldırılmasını. Fark belirleyicidir.
Şahsi-idarî birleşim yereldi, takdirîydi, kırılgandı ve onu kullanan kişiye bağlıydı.
Ontolojik birleşim ölçeklenebilir, ikame edilebilir, kalıcıdır ve kurumlar arasında işleyebilir.
Kopuş eski biçimi ortadan kaldırmaz.
Eski biçimi taşınabilir, tekrarlanabilir ve altyapısal hâle getirir.

XI. Devlet Hem Besleyicidir Hem Maruz Kalandır

Devlet yalnız öznenin düşmanı değildir.
Yalnız dışsal sistemlerin kurbanı da değildir.
Devlet, kamusal hayatın üzerinde kurulduğu katmanları üretir: sicilleri, hukukî kategorileri, sağlık sistemlerini, ödeme sistemlerini, güvenlik düzenlerini, kamu hizmetlerini, standartları ve altyapıları.
Bu kapasite doğası gereği baskıcı değildir. Ortak hayatın da koşuludur.
Fakat entegratör-makam başka bir yerde işgal edildiğinde — ticari bir yüklenicide, dışsal ağ merkezinde, güvenlik ittifakında, finansal mimaride ya da dağıtık bir altyapıda — devlet kendi kayıtlarının okuyucusu olmaktan çıkabilir.
Kendi kayıtlarının beslemesine dönüşür.
Veriyi üretir.
Meşruiyeti sağlar.
Hukuku sağlar.
Kullanıcıyı sağlar.
Altyapıyı sağlar.
Fakat dünyayı başkasının ontolojisi içinden görür.
Bu, besleyici-maruz devlettir.
Çevre devletler için bu durum egemenlik-zorunlu katmanlarda daha keskindir: finansal adreslenebilirlik, sağlık sertifikasyonu, kalkınma finansmanı, güvenlik altyapıları, teknik standartlar ve iletişim sistemleri; egemen işlevleri sürdürebilmek için kolayca vazgeçilemeyen katmanlardır.
Devlet yöneteceği için girer.
Fakat yönetmenin koşulları başka yerde örgütlenmişse maruz kalır.

XII. Çevre Yalnız Bağımlı Değil, Önceden İşlenmiştir

Bağımlılık yalnız kaynakların bir yerden çıkıp başka bir yerde birikmesi değildir.
Karar ufuklarının, karar verilmeden önce işlenmesi de bağımlılıktır.
Çevre devleti biçimsel olarak karar verebilir.
Fakat kararını dışarıda işgal edilmiş makamların önceden yapılandırdığı bir alanda verebilir.
Finansal rotaları önceden biçimlendirilmiş olabilir.
Güvenlik seçenekleri önceden sıralanmış olabilir.
Sağlık sertifikaları önceden tanınmış ya da reddedilmiş olabilir.
Kalkınma yolları önceden koşullara, standartlara ve arayüzlere kodlanmış olabilir.
Bu, a priori bağımlılığıdır.
Bu, egemenliğin bütünüyle yok olması değildir.
Egemenliğin, koşulları başka yerde hazırlanmış bir alan içinde kullanılmasıdır.
Ve çıkış, kendiliğinden özgürleşme değildir.
Bir devlet bir ağdan çıkarak başka bir ağ kurabilir.
Yeni dışarı, eski merkezin mimarisini yeniden üretebilir.
Eski çevre, kendisinden daha aşağıdakiler için yeni merkez olabilir.
Bu, ölçek özyinelemesidir.
Mesele çıkışın imkânsız olması değildir.
Mesele, çıkışın kurduğu makamın hangi biçimi aldığıdır.

XIII. Her Birleşim Rejim Değildir

Bu manifesto birlikte çalışabilirliği mahkûm etmez.
Her entegrasyon tahakküm değildir.
Her veri tabanı rejim değildir.
Her kamusal sistem Onopticon değildir.
Her koordinasyon teknolojisi özgürlüğü yok etmez.
Belirleyici mesele, birleşimin itiraz edilebilir kalıp kalmadığıdır.
Bir sistem açık olabilir.
Bir sistem denetlenebilir olabilir.
Bir sistem geri çevrilebilir olabilir.
Bir sistem birden çok erişim hattını koruyabilir.
Bir sistem geri-beslemeyi sınırlayabilir.
Bir sistem kategorilerin otomatik kadere dönüşmesini engelleyebilir.
Soru sistemlerin birleşip birleşmediği değildir.
Soru, birleşimin öznenin dünyasını kapatıp kapatmadığıdır.

XIV. Onopticon’a Karşı İlk İş, Onu Adlandırmaktır

İlk görev teşhistir.
Bir toplum göremediği devreye karşı koyamaz.
Onopticon’u adlandırmak zordur; çünkü onu tek bir kurum içermez. Her katman meşru görünür. Her aktör kısmi görünür. Her karar teknik görünür. Her sonuç yerel görünür. Her başarısızlık bireysel görünür.
Özne, kimsenin yönettiğini kabul etmediği bir sistem tarafından engellenir.
Devlet, kurulmasına katkı verdiği bir sistem tarafından maruz bırakılır.
Çevre, tarafsız araçlar gibi görünen nesneler yoluyla eyleme geçer.
Devreyi adlandırmak onu sona erdirmez.
Fakat adlandırılmadığında her zarar tesadüf, her dışlama idarî zorunluluk, her kapanma münferit olay gibi görünür. Her özneye sorunun; uyum sağlayamamasında, belgeleyememesinde, skor üretememesinde, yeterince nitelikli olamamasında ya da doğru biçimde itiraz edememesinde olduğu söylenir.
Gerçeklik Paradigması bu parçalanmayı reddeder.
Katman bütün değildir.
Kurum bütün değildir.
Platform bütün değildir.
Devlet bütün değildir.
Tekil karar bütün değildir.
Görünür kılınması gereken bütün devredir.