PARA ARTIK PARA DEĞİL

Sinan Bayraktar
ABONE OL

Dünyada Kazancın Anlamı Değişirken Türkiye Ne Yaşıyor?
Bir zamanlar insanlara basit bir soru sorulurdu:
“Ayda ne kadar kazanıyorsun?”
Bu sorunun cevabı, büyük ölçüde kişinin ekonomik durumunu da anlatırdı.
Hatta emeklilerimiz bir alışkanlığı vardı.üç aylık almak. 
Bu neydi biliyormusunuz?
Devlet emeklileri aylıklarını üç ayda bir alarak toplu bir paraya ulaşır ve bunlarla yatırım yapmaya çalışırdı. 
Bugün ayda ne kazanıyorsun sorusunun tek başına neredeyse hiçbir anlamı kalmadı.
Çünkü artık mesele ne kadar para kazandığınız değil; kazandığınız paranın ne kadarını koruyabildiğiniz, onunla ne satın alabildiğiniz, geleceğe ne kadar taşıyabildiğiniz ve o paranın size ne kadar güven verebildiğidir.
Dünyada paraya bakış değişiyor.
Türkiye’de ise bu değişim, dünyanın birçok ülkesinden çok daha hızlı yaşanıyor.
Çünkü uzun süren yüksek enflasyon dönemleri yalnızca fiyatları değiştirmez.
İnsanların para ile kurduğu ilişkiyi de,buna bağlı olarak davranışlarını da değiştirir.
Dünya neden paraya başka türlü bakmaya başladı?
Sanayi toplumunda ekonomik hayatın temel formülü oldukça açıktı.
İyi eğitim al, İyi bir işe gir, düzenli maaş kazan, tasarruf et, bir ev al ve emekli ol.
On yıllar boyunca orta sınıfın ekonomik yol haritası aşağı yukarı buydu.
Fakat dünya değişti.
Küreselleşme, teknolojik dönüşüm, 2008 finansal krizi, pandemi, tedarik zinciri sorunları, savaşlar, enerji krizleri, yüksek enflasyon, hızla yükselen konut fiyatları ve şimdi de yapay zekâ…
Bütün bunlar insanlara şu gerçeği gösterdi:
Düzenli gelir, tek başına ekonomik güvence anlamına gelmiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü de küresel iş piyasasının artık daha büyük belirsizlikler, teknolojik dönüşüm ve daha kırılgan istihdam biçimleriyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. 
Bu nedenle dünyanın birçok yerinde yeni bir ekonomik düşünme biçimi gelişiyor.

İnsanlar artık yalnızca maaşa değil;
varlığa,yatırıma,ek gelir kaynaklarına,
girişimciliğe,gayrimenkule,sermaye piyasalarına,dijital ekonomiye
ve sahip oldukları becerilerin ekonomik değerine bakıyorlar.

Başka bir ifadeyle dünya “çalışarak para kazanma” ekonomisinden, “gelir üretme ve varlık oluşturma” ekonomisine doğru ilerliyor.
Aralarında çok önemli bir fark var.
Maaş size gelir sağlar.
Varlık ise doğru yönetildiğinde siz çalışmadığınız zamanlarda da ekonomik değer üretmeye devam edebilir.
Ünlü Ekonomist Mahfi Eğilmez hocamızın değerli bir tesbiti vardır. 
"Kira gelirin yoksa fakir sayılırsın" der.
Bu nedenle yeni neslin finansal sözlüğünde eskisinden çok daha fazla şu kavramları görüyoruz.
“Pasif gelir.”, Finansal özgürlük.“Yatırım.”
“Ek gelir.“Portföy.”“Girişim.”Dijital iş."Uzaktan çalışma.” ve “Birden fazla gelir kaynağı.”
Bunların hepsinin arkasında aslında aynı psikoloji bulunmaktadır:
Tek bir maaşa bağımlı kalmak istemeyen insanın güvenlik arayışı.

Paranın üç anlamı vardı; şimdi dördüncüsü ortaya çıktı
Ekonomi kitapları paranın üç temel işlevinden söz eder.
Para bir değişim aracıdır.
Bir hesap birimidir.
Bir değer saklama aracıdır.
Fakat günümüz insanı paraya adeta dördüncü bir görev daha yükledi:
Gelecek güvencesi.
İnsan parasına baktığında sadece bugünkü alışverişini görmüyor.
Çocuğunun eğitimini görüyor.
Evini görüyor,Emekliliğini görüyor Sağlığını görüyor.
İşsiz kalırsa yaşayabileceği süreyi görüyor.
Kısacası insanın cebindeki para aynı zamanda onun geleceğe karşı dayanıklılık rezervidir.
İşte enflasyonun toplumlar üzerinde yarattığı en önemli tahribatlardan biri burada ortaya çıkıyor.
Enflasyon yalnızca paranızın satın alma gücünü azaltmaz.
Geleceğe ilişkin güven duygusunu da aşındırır.
OECD’nin son yıllardaki değerlendirmeleri de özellikle enerji, gıda ve konut gibi temel yaşam kalemlerindeki fiyat artışlarının hane bütçelerini ciddi biçimde zorladığını gösteriyor. 
Bu nedenle dünyanın hemen her yerinde insanlar artık nominal rakamlardan çok reel satın alma gücünü konuşuyor.
Çünkü cebinizdeki para büyüyebilir ama satın alabildiğiniz hayat küçülüyorsa aslında zenginleşmiyorsunuzdur.
 
Türkiye’de mesele çok daha derin
Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik dönüşüm vatandaşın finansal davranışlarını olağanüstü ölçüde değiştirdi.
Bir zamanlar Türkiye’de insanların önemli bölümü için ekonomik hayatın temel ölçüsü maaştı.
Bugün ise maaş konuşulurken hemen ardından başka sorular geliyor:
“Ev kiraları ne oldu?”
“Dolar ne kadar?”
“Altın ne kadar?”
“Mevduat faizi kaç?”
“Ev fiyatları arttı mı?”
“Borsa ne durumda?”
“Neyi alsam paramın değerini korurum?”
Bu soruların tamamını yalnızca “yatırım merakı” olarak okumak büyük hata olur.
Bunun önemli bir bölümü satın alma gücünü koruma refleksidir.
Çünkü yüksek enflasyon yaşayan toplumlarda vatandaş zamanla yalnızca tüketici olmaktan çıkar.
Farkında olsun veya olmasın küçük bir portföy yöneticisine dönüşür.
Maaşını aldığı gün hesap yapar.
Bir bölümünü günlük ihtiyaçlarına ayırır.
Bir bölümünü borçlarına.
Kalan varsa onun değerini nasıl koruyacağını düşünür.
Altın mı?,Döviz mi?,Mevduat mı?,Fon mu?
Borsa mı?,Gayrimenkul mü?Araç mı?

Eskiden ekonomi profesyonellerinin konuştuğu konular, bugün kahvehanelerde, fabrikaların çay molalarında, taksilerde, aile yemeklerinde konuşuluyor.

İşte Türkiye ekonomisinin sosyolojik dönüşümü burada yatıyor.

Finansallaşma artık yalnızca finans sektörünün meselesi değildir; gündelik hayatın meselesidir.
Bu meseleleri aşmak dileklerimle,
Kalın sağlıcakla,
Sinan Bayraktar 
Ekonomist /Yazar