Yine bir sonra………..

Sinan Bayraktar
ABONE OL

Hayatımızın her anına damga vurmuş bir söylemden bahsetmek istiyorum.
Bir şeylerden veya bir tarihten sonraya ötelemek ve atmak düşüncesi Türk insanın neredeyse bir özelliği olarak ortaya çıkıyor.
Önemli bir tarihten birkaç gün öncesi ve o tarihten sonrası bizler için çok önemli galiba.
Bir iş veya bir eylem yapacak olsak, bir bayram veya bir olayı kapsayan bir tarihi esas alıp oana göre işlem yapmayı alışkanlık haline getirmiş bir toplum olduk.
İşte yine yaklaşık 10 günlük bir tatili oluşturan 2026 Kurban Bayramı sonrasını bulduk.
İyileri ile kötüleri ile yine anlamlandırdığımız bir tarihin bitimindeyiz.
Bu tip dini bayramların önü de çok önemlidir bizler için
Özellikle arife günü adı ile adlandırılan bir öncenin gerçekten önemi vardır.
Hazırlıkların ve duygusal b eklentilerin yönetilmesinin yer aldığı o bir gün öncesi hepimiz için çok önemlidir.
Ancak ben bu önce ve sonrası oluşan kayıpları biraz vurgulamak istedim.
Bu önceler ve sonralar için yılda kaç gün kaybettiğimizi ve oluşan rehavetlerden neler kaybettiğimiz hiç düşündünüz mü?
Bu "sonra" dediğimiz zaman gerçekten ne zaman geliyor?
Bayramdan sonra, seçimden sonra, yazdan sonra, kıştan sonra, emeklilikten sonra, çocuklar büyüdükten sonra...
Hayatımızın önemli bir kısmı hep bir sonraki tarihe ertelenerek geçiyor.
Aslında çoğu zaman beklediğimiz şey o tarihin gelmesi değil, o tarihin bize vereceğini düşündüğümüz motivasyondur. Sanki takvimdeki bir gün geldiğinde bütün eksikler tamamlanacak, bütün şartlar uygun hale gelecek ve yapmak istediğimiz her şeye başlayabilecekmişiz gibi düşünüyoruz.
Oysa gerçek hayatın böyle bir düzeni yok.
Bayram sonrasında da işler aynı yoğunluğuyla devam ediyor. Tatil sonrası da sorunlar yerinde duruyor. Yeni yıl geldiğinde de alışkanlıklarımız bir gecede değişmiyor. Pazartesi sabahı da cuma gününden çok farklı olmuyor.
Değişmeyen tek şey ise zamanın akıp gitmesi oluyor.
Belki de kaybettiğimiz en büyük şey günler değil, fırsatlar.
Bir işe başlamak için beklediğimiz her "sonra", bizi biraz daha geç kalmış bir insan haline getiriyor. Çünkü hayat, büyük başlangıçların değil, küçük adımların toplamından oluşuyor.
Toplum olarak takvimlere gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Oysa başarıyı, mutluluğu veya huzuru getiren şey belirli tarihler değil; o tarihler arasında yaptıklarımızdır.
Arife günü ile bayram arasındaki fark sadece birkaç saattir. Bayram sonrasıyla öncesi arasındaki fark da yine birkaç gündür. Ancak biz bazen bu kısa zaman dilimlerine öyle büyük anlamlar yüklüyoruz ki, normal günlerin değerini unutuyoruz.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
"Eğer bugün yapmak istemediğim şeyi bayramdan sonra yapacaksam, gerçekten bayramın bitmesini mi bekliyorum; yoksa kendimi mi erteliyorum?"
Çünkü hayatın en büyük tuzağı, zamanı beklemek değildir. Kendimizi beklemeye almaktır.
Ve çoğu zaman fark etmiyoruz ki, beklediğimiz o "sonra" geldiğinde, yeni bir "sonra" daha buluyoruz.
Yine bir sonra...
Yine bir erteleme...
Yine geçmesini beklediğimiz günler...
Oysa hayat, sonralarda değil, tam da şu anda yaşanıyor.