Bu pazar günü şunu düşünmeye başladım. Son zamanlarda dikkat ediyor musunuz?
İnsanlar artık sadece evlerinin kapılarını değil, duygularını da kilitliyor.
Eskiden insanlar dertlerini paylaşacak bir dost arardı.
Bugün ise çoğu insan, gerçek düşüncelerini paylaşabileceği tek bir kişi bile bulamıyor.
Çünkü artık sadece görünmek var; görünürken görünmemek de var.
İnsan bazen kendini gizlemek ister. Bu, korkaklık değildir.Çoğu zaman yaşadığı hayatın ona öğrettiği bir savunma biçimidir.
Türkiye gibi belirsizliklerin sık yaşandığı toplumlarda insanlar yalnızca ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da tasarruf etmeye başlar. Konuşurken kelimelerini seçer. Düşüncelerini eksilterek anlatır.
Sevinçlerini küçültür.
Üzüntülerini içine gömer.
Çünkü bilir ki her söz yanlış anlaşılabilir.
Her başarı kıskanılabilir.
Her hata büyütülebilir.
Her samimiyet kullanılabilir.
İşte o gün insan görünmez olmayı öğrenir.
Önce iş yerinde başlar bu durum.
Toplantılarda herkes aynı fikirdeymiş gibi davranır.
Kimse risk almak istemez.
Kimse “Ben farklı düşünüyorum.” demez.
Yöneticiler eleştirilmekten,
Çalışanlar yanlış anlaşılmaktan,
Gençler tecrübesiz görünmekten,
Deneyimliler ise yaşlı görülmekten korkar.
Böylece kurumlarda fikirler değil, sessizlik çoğalır.
Sonra bu durum aileye taşınır.
Anne üzgündür ama “iyiyim” der. “Yalan”
Baba yorulmuştur ama belli etmez. “Gizle”
Çocuk kaygılıdır ama konuşamaz. “Dil kilidi”
Aynı evde yaşayan insanlar birbirlerinin ruhuna yabancılaşır.
Herkes aynı şikayeti yapıyor galiba
“Kızım odaya kapanıyor,sadece yemeklerde geliyor ,sonra yine kapanıyor,endişe ediyoruz”
Sosyal medya ise bu saklanmanın en ilginç sahnesi olarak rol alıyor
Mutlu görünürüz.
Başarılı görünürüz.
Güçlü görünürüz.
Ama çoğu zaman bunların hiçbirini gerçekten yaşamayız.
Çünkü insanlar artık gerçek hayatlarını değil, kabul görecek hayatlarını paylaşmaktadır. Kabul görmeyeceğine inandığımda kırgınlık yaşamaktan korkuyor.
Oysa insanın en ağır yükü taşıdığı yük değildir.
Sürekli oynadığı roldür.
Her gün farklı maskeler takmak, zamanla yüzünü de unutturur.
Bir süre sonra insan başkalarından değil, aynadan kaçmaya başlar.
Peki neden bu hale geldik?
Belki de uzun yıllardır güven duygusunu yeterince besleyemedik.
Hata yapmanın doğal olduğu yerine, hata yapanın etiketlendiği bir kültür oluşturduk.
Başarıyı alkışlamak yerine sorguladık.
Farklı düşünceyi zenginlik değil, tehdit olarak gördük.
İnsanlar da kendilerini korumanın yolunu görünmez olmakta buldu.
Oysa gelişmiş toplumların ortak özelliği, insanların korkmadan konuşabilmesidir.
Kurumların ortak özelliği ise çalışanların hata yapabildiği güvenli ortamlar oluşturabilmesidir.
Çünkü güvenin olduğu yerde insanlar saklanmaz.
Üretir, konuşur,sorar,yanılır,öğrenir, öğrenince de tabii ki gelişir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni o kutu gibi binalar değil,
Yeni teknolojiler değil,
Yeni uygulamalar da değil.
İnsanların kendisi olabildiği ortamlar…
Çünkü insan kendini saklamak zorunda kaldığında yalnızca kendisini kaybetmez.
Toplum da onun üreteceği fikirleri,cesareti, yetenekleri ve bence en kötüsü, geleceği kaybetmeye başlar.
Belki de asıl soru şudur:
Bugün kaç kişi gerçekten kendisi olarak yaşayabiliyor?
Yapay zekanın yaptığı yeni kişiliklerin arkasına saklanan,kendisi olmaktan anlamadan da olsa vazgeçen bireylerin yaşayabileceği zorlukları düşünmek istemiyorum galiba…
Sağlıkla kalın


FACEBOOK YORUMLAR