BİLMEMEK DEĞİL, BİLMEDİĞİNİ BİLMEMEK TEHLİKELİDİR

Sinan Bayraktar
ABONE OL

Türkiye’de bugün üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken ince bir çizgi var:

Bilmemek ile cahillik arasındaki çizgi.

İnsan bilmeyebilir. Hepimiz bilmediğimiz binlerce konuyla yaşıyoruz. Bilmemek insan olmanın doğal sonucudur.

Sorun, bilmediğimiz yerde durabilme olgunluğunu kaybettiğimizde başlıyor.

“Bilmiyorum.” diyebilmek yerine her konuda söyleyecek bir sözümüz olduğunda…

Bugün bir kahve masasına oturun.

Ekonomi konuşulur; herkes ekonomisttir.
Deprem konuşulur; herkes jeoloji mühendisidir.
Sağlık konuşulur; herkes doktordur.
Eğitim konuşulur; herkes eğitim bilimcidir.
Futbolda zaten herkes teknik direktördür.

Sosyal medya ise bunun devasa bir kürsüsüne dönüştü.

Birkaç satır okuyor, kısa bir video izliyor ve yıllarını o alana vermiş insanların karşısına kesin hükümlerle çıkabiliyoruz.

Oysa fikri olmakla bilgisi olmak aynı şey değildir.

Bilmediğini bilen soru sorar.
Bilmediğini bilmeyen cevap verir.

Bilmediğini bilen araştırır.
Bilmediğini bilmeyen hüküm verir.

Bilmediğini bilen uzmana danışır.
Bilmediğini bilmeyen uzmanı bile küçümseyebilir.

İş hayatında ise bunun faturası çok daha ağırdır.

Finansı bilmeyen yönetici, finansçısını dinlemeden yatırım yapar; sonra nakit sıkışınca bankayı suçlar.

Pazarı bilmeyen yönetici, satışçının sahadan getirdiği kötü haberi duymak istemez; müşteri gidince satış ekibini değiştirir.

Üretimi bilmeyen yönetici, maliyeti düşürmek adına kaliteyi budar; müşteri kaybedince “Pazar bozuldu.” der.

İnsan yönetmeyi bilmeyen yönetici, iyi çalışanını baskıyla kaybeder; ardından “Artık sadık çalışan kalmadı.” diye yakınır.

Teknolojiyi anlamayan yönetici, dijital dönüşümü birkaç yazılım satın almak sanır; sistem çalışmayınca teknolojiyi suçlar.

Bilmemek bunların hiçbirinde asıl sorun değildir.

Asıl sorun; bilmediği halde karar vermek, bilenleri dinlememek ve sonuç kötü olduğunda hatayı başka yerde aramaktır.

Çünkü yetki, insana her konuda bilgi vermez.

Makam büyüdükçe insanın bilgisi kendiliğinden büyümez; yalnızca yanlış kararının etki alanı büyür.

Toplum açısından da tehlike burada başlıyor.

“Bilmiyorum” demek yetersizlik, soru sormak zayıflık, fikrini değiştirmek tutarsızlık sayılırsa insanlar öğrenmeye değil, haklı çıkmaya çalışır.

Türkiye’nin bugün daha fazla bilgi kadar entelektüel tevazuya da ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Yöneticinin “Bilmiyorum.”
Öğretmenin “Araştırıp bakalım.”
Uzmanın “Yeterli verimiz yok.”
Vatandaşın “Belki yanılıyor olabilirim.”

diyebilmesi gerekir.

Çünkü gelişmiş insanı, kurumu ve toplumu farklılaştıran yalnızca ne kadar bildiği değildir.

Bilgisinin nerede bittiğini de bilmesidir.

Gerçekten biliyor muyuz, yoksa kanaatlerimizi bilgi sanıp onları savunmayı mı öğrendik?

Bilmemek öğrenmeye açılan kapıdır.

Bazen en akıllıca cümle yalnızca iki kelimedir:

“Bilmiyorum. Öğrenelim.”