Sinan Bayraktar

Sinan Bayraktar

Gündem Analiz

SİYASET EKONOMİNİN NERESİNDE?

06 Eylül 2026 - 19:36

Türkiye ekonomisini bugün tek cümleyle anlatmak gerekirse şunu söyleyebiliriz:
Enflasyon düşüyor ama hâlâ yüksek. Büyüme devam ediyor ama hız kaybediyor. İç talep zayıflıyor, finansman pahalı kalıyor, işletmeler ise bir yandan ayakta kalmaya bir yandan da geleceği görmeye çalışıyor.
Tam da burada ekonomi ile siyasetin yolları kesişiyor.
Çünkü ekonomi yalnızca faiz, kur, enflasyon ve büyüme rakamlarından ibaret değildir. Ekonominin görünmeyen bir tarafı daha vardır: güven.
Bir yatırımcı, sanayici ya da girişimci karar verirken yalnızca “Faiz kaç?” diye sormaz.
“Yarın kurallar değişir mi?”
“Verdiğim kararın üç yıl sonra karşılığı ne olur?”
“Hukuk beni korur mu?”
“Kurumlar öngörülebilir davranır mı?”
“Bugün alınan karar yarın tersine döner mi?”
İşte siyaset ekonominin tam burada içindedir.
Bugün belki de güven konusunu tam anlamıyla çözemeyen yurt dışı yatırımcılar, bu soruların net cevaplarını bulmadığı için cesaretli davranamıyorlar.
Siyasi sistemin güçlü yanı hızlı karar alabilmesidir. Özellikle kriz dönemlerinde koordinasyon, hız ve karar bütünlüğü önemli avantaj sağlayabilir. Ancak hız, tek başına kalite anlamına gelmez.
Karar alma süreçleri fazla merkezileştiğinde, denge-denetim mekanizmaları zayıfladığında ve kurumların bağımsızlığı tartışmalı hale geldiğinde ekonomi bunun bedelini risk primi, yüksek finansman maliyeti ve düşük yatırım iştahı olarak öder.
Türkiye’nin bugün yalnızca enflasyonu düşürmeye değil, güveni yeniden üretmeye ihtiyacı var.
Çünkü ekonomi soğutularak enflasyon azaltılabilir. Fakat yatırım iştahı soğursa, üretim yavaşlarsa, sanayici geleceğini göremezse ve KOBİ finansmana ulaşamazsa bu kez başka bir sorun ortaya çıkar.
Bir benzetme yaparsam, son dönemlerde neredeyse moda olmuş zayıflama iğnelerinin yan etkilerinin o kadar fazla olduğu söyleniyor ki, amacı ve yararı zararı yanında hafif kalabiliyor.
İşte, Enflasyon düşerken büyüme kalitesi de düşebilir.
Asıl mesele bu yüzden yalnızca “Enflasyon ne zaman yüzde 20’nin altına iner?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur.
Türkiye enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı, istihdamı ve rekabet gücünü nasıl koruyacak?
Burada siyaset ile ekonomi birbirinden ayrı düşünülemez.
 
Öngörülebilir hukuk, güçlü kurumlar, liyakat, hesap verebilirlik ve uzun vadeli politika sürekliliği; bunların tamamı ekonomik değişkendir.
Bazen bütçede görünmezler ama yatırım kararında görünürler, bazen tabloda yer almazlar ama risk priminde ortaya çıkarlar ve bazen de rakam değildirler ama rakamların yönünü değiştirirler.
Türkiye’nin güçlü bir sanayi altyapısı, girişimci insan kaynağı, önemli ihracat kapasitesi ve çok değerli bir coğrafi konumu var.
Gerçekten temas ettiğim birçok sanayi kuruluşlarımızda neredeyse dünya standartlarında ve kalitesinde üretim yapanları görebiliyorum. Yoğun krizlerle mücadele eden bu yatırımcı insanlar para kazanmak uğruna belki de tüm ailesel değerlerine bile zarar verip bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
Ama şu net bilinir ki potansiyel tek başına refah üretmez.
Potansiyelin ekonomik değere dönüşmesi için güven gerekir.
Evet, doğru bir kuraldır;
‘’Ekonomi rakamlarla yönetilir ama güvenle büyür’’
Ve güven; yalnızca Merkez Bankasının değil, hukukun, kurumların, siyasetin ve toplumun geleceğe ilişkin beklentilerinin ortak ürünüdür.
Sektörleri ve girişimcileri desteklediğimiz ölçüde büyüyen ve gelişmiş ekonomileri yaratırız. İstihdamı arttırarak daha fazla insanımızın iş imkanına kavuşmasını sağlarıZ. . ARGE konusuna yaptığımız her yatırım bizlere hem gelir, hem de gelişim sağlar.
Sağlıkla kalın,
 
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum