İÇİMİZDEKİ GÜRÜLTÜLER

Sinan Bayraktar
ABONE OL

Hani derler ya, ‘’dilimin ucunda geldi de söylesem mi söylemesem mi bilemedim, ben yine söylemekten vazgeçtim, ama içimin şiştiğini de biliyorum’’
Yıllardır birçok konuşmada duyduğum bir serzenişi paylaşmak istedim. Çünkü çoğu zaman kendimde de hissettiğim bir ruh hali oluşuyordu.
İnsanın içindeki gürültü, bana göre ,’’söylenemeyenlerin, çözülemeyenlerin ve ertelenenlerin zihinde çıkardığı sestir.’’ diye düşünmeden edemedim..
Dışarıdan sessiz görünen bir insanın içinde aynı anda birçok ses konuşabilir.
Geçmişte yaşananların bıraktığı pişmanlıklar, geleceğe ilişkin korkular, başkalarının beklentileri, kendi istekleriyle sorumlulukları arasındaki çatışma, verilmiş ama içten içe kabul edilmemiş kararlar, bastırılmış öfke ve kırgınlıklar ve hatta  “Ben gerçekte ne istiyorum?” sorusuna verilemeyen cevaplar…
İç gürültü her zaman bir hastalık ya da zayıflık değildir. Bazen insanın kendisine gönderdiği bir uyarı sinyalidir. Hayatımızın bir yerinde düşüncelerimizle davranışlarımız, değerlerimizle seçimlerimiz veya olduğumuz kişiyle görünmek zorunda kaldığımız kişi birbirinden uzaklaşmışsa içeride ses yükselmeye başlar. İster en yakınımızdaki, ister uzaktaki.
Çünkü insanın içinde yalnızca kendi sesi yoktur. Anne ve babasının öğütleri, öğretmenlerinin yargıları, toplumun beklentileri, yöneticisinin baskısı, geçmişte yaşadığı başarısızlıklar ve başkalarıyla yaptığı karşılaştırmalar da konuşur. Bir süre sonra insan, bu kalabalığın içinde hangi sesin gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt edemez.
İnsanın içinde yalnızca kendi sesi bulunmaz.
Çocukluğunda kendisine “Sen bunu yapamazsın” denilen bir insan, yıllar sonra önemli bir kararın eşiğine geldiğinde aynı cümleyi yeniden duyabilir. Ancak artık o sesi söyleyen kişi karşısında değildir. Ses, insanın içine yerleşmiştir.
Bizim toplumumuzda “El âlem ne der?” cümlesi, çoğu zaman insanın kendi sesinden daha güçlüdür. İnsan ne istediğini düşünmeden önce, başkalarının ne düşüneceğini hesaplar. Mesleğini, evliliğini, yaşam biçimini, harcamalarını ve hatta mutluluğunu bile çevresinin ölçülerine göre biçimlendirebilir.
Böylece insan, kendi hayatının sürücüsü olduğunu zannederken başkalarının tarif ettiği bir yolda ilerler.
Bir süre sonra da içindeki ses sorar:
“Ben gerçekten bunu mu istedim?”

İşte iç gürültü bazen bu sorunun cevapsız kalmasıdır.
Ülkemizdeki Büyükşehir trafiğini düşünün…
Herkes bir yere yetişmeye çalışır. Korna sesleri yükselir. Şeritler birbirine karışır. Bir sürücü diğerinin önüne geçmek ister. Kimse birkaç saniye bile kaybetmeye tahammül edemez. Fakat bütün bu telaşa rağmen trafik ilerlemez.
İnsan zihni de bazen İstanbul trafiğine benzer.
Her düşünce öne geçmeye çalışır.
Belki de asıl mesele gürültüyü susturmak değildir. Gürültünün içindeki gerçek sesi bulmaktır.
Bu yaz aylarında hepimizin yaptığı ve yapmaya çalıştığı tatil eyleminde olduğu şekliyle, insan bazen dinlenmek için tatile çıkar, telefonunu kapatır, kalabalıktan uzaklaşır. Fakat zihnini de yanında götürür. Dışarıdaki sessizlik, içerideki gürültüyü daha görünür hâle getirir. Bu nedenle bazı insanlar yalnız kalmaktan rahatsız olur. Çünkü yalnızlık sessizlik değil, insanın kendi iç sesiyle baş başa kalmasıdır.
İçimizdeki gürültü şu soruları soruyor olabilir:
“Ya yanlış karar verirsem?,  başkalarını memnun ederken kendimi mi kaybediyorum?, gerçekten istediğim hayatı mı yaşıyorum?,  bu kadar çabanın sonunda nereye varacağım?
Alın size kocaman bir soru…
“Benim seçimim sandığım şeyler gerçekten benim seçimlerim mi?”
Bu açıdan baktığımızda iç gürültü, insanın iç dünyasında henüz yapılmamış bir toplantıya benzer. Herkes konuşur, kimse birbirini dinlemez ve toplantının bir yöneticisi yoktur. İnsan kendi zihninin yöneticisi olamadığında en yüksek ses, en doğru düşünceymiş gibi algılanır. Oysa en yüksek ses çoğu zaman korkuya; en doğru ses ise daha sakin olan vicdana aittir.
İç gürültüyü azaltmanın yolu, bütün sesleri zorla susturmak değil; onları birbirinden ayırabilmektir.
Bence kendimize hiç çekinmeden ve acımadan soralım :
“Bu düşünce bana mı ait?”, “Bu korkunun gerçek bir dayanağı var mı?”, “Değiştirebileceğim şey nedir?”, “Bugün atabileceğim en küçük adım hangisidir?”
Çünkü belirsizlik düşünceyi, eylemsizlik ise gürültüyü büyütür. İnsan küçük de olsa bir karar verdiğinde, zihnindeki dağınık sesler yavaş yavaş yön kazanmaya başlar.
İnsan zihni bazen kalabalık bir istasyona benzer. Her düşünce başka bir yöne giden treni anons eder. Mesele bütün trenleri durdurmak değil, hangisine binmek istediğimizi bilmektir. Hatta ‘’Pusulası olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez’’
Bana sorarsanız İçimizdeki gürültü, hayatımızda henüz yerini bulamamış gerçeklerin sesidir.
Çoğu zaman İnsan sessizliği dışarıda arar; oysa gerçek sessizlik, içindeki seslerin hangisinin kendisine ait olduğunu anladığında başlar.
Kendinizi dinlemekten ve kendinize soru sormaktan çekinmeyin.
Kalın sağlıcakla