Yukarı Çıkışın Kadar Aşağıya da İn

Sinan Bayraktar
ABONE OL

Bugün gökdelenler yapıyoruz. Kentsel dönüşüm son sürat devam ediyor, 5 katlı bir binayı yıkıp yerine en az on beş kat ve içerisine de onlarca ve hatta yüzlerce insan doldurmaya devam ediyoruz.
Kat çıkmak artık teknoloji meselesi.
Ama insanoğlu hâlâ en önemli gerçeği doğadan öğrenmeye devam ediyor.
Çünkü doğa bize hiçbir zaman yüksekliği tek başına ödüllendirmiyor.
Bir çınar ağacına bakın.
Yüzlerce yıldır ayakta duran o görkemli gövdeyi herkes görür.
Fakat onu ayakta tutan şey toprağın altında kalan, kimsenin alkışlamadığı kökleridir.
Belki de hayatın en büyük yanılgısı tam burada başlıyor.
Biz gövdeyi büyütmeye çalışıyoruz.
Kökü ise çoğu zaman ihmal ediyoruz.
Farkındalık yaratarak bakmaya çalışalım,
Çocuklarımızın boyu uzuyor, diplomaları çoğalıyor, yabancı dilleri artıyor, çok önemli ya!
Sosyal medya takipçileri yükseliyor.
Makamları büyüyor, gelirleri artıyor.
Ama aynı hızla karakterleri, sabırları, muhakemeleri ve vicdanları da büyüyor mu?
İşte büyümek ile gelişmek arasındaki fark tam burada ortaya çıkıyor.
Çünkü büyümek zamanın işidir. Gelişmek ise insanın kendi emeğinin.
Anadolu'da eski ustaların çok önemli bir alışkanlığı vardı.
Bir ev yapılacağı zaman haftalarca temel kazılırdı.
Dışarıdan geçen biri bakar ve "Henüz hiçbir şey yapılmamış." derdi. Tarihimizin en ünlü mimarı sayılan Mimar Sinan’ın Süleymaniye camii temelleri için en az yedi yıl yerleşmesini beklediği anlatılır. Tarih o kadar güzel anlatıyor ki, bakınca görüyoruz.
 Kapadokya'nın yer altı şehirleri tam anlamıyla bir görünmeyen gücü ifade eder.  Fırat'ın kaynağı küçük başlangıçların büyük etkisini anlatır, kökü kayalıkta büyüyen zeytin ağacından ne anladığınıza bağlı.
Yalçın ve dik yamaçlarda dikilen Karadeniz'deki fındık ağacı ve rüzgâr ilişkisini Karadenizliler ve hatta Giresun’lular çok iyi bilir.
Selçuklu kemerleri ve yük dağılımına bir bakmak lazım.  Çınar ile bambunun farklı dayanıklılığını da ayrı düşünce birçok şey zihin haritasına kaydoluyor.
En büyük emek görünmeyen yerde veriliyordu.
Eski ustalar çok iyi bilirdi.
Temel ne kadar derinse ev o kadar yükselebilir.
Hayat da aynı matematikle çalışıyor.
Biz ise çoğu zaman çatıyı konuşuyoruz. Temeli değil.
Bugün birçok insanın en büyük hedefi daha yükseğe çıkmak, en fazla takipçi sayısına ulaşmak, en fazla görünür olmak.
Daha büyük ev, daha büyük şirket, daha büyük makam ve daha büyük görünürlük.
Fakat çok az kişi şu soruyu soruyor:
"Ben yükselirken içeride ne kadar derinleşiyorum?"
Çünkü yüksekliğin sınırı vardır.
Derinliğin ise yoktur.
Deniz bunun en güzel öğretmenidir.
Dalgalar ne kadar yükselirse yükselsin, denizin gücü yüzeyde değil, derinliktedir.
Yüzey sürekli hareket eder.
Derinlik ise sakindir.
Olgun insan da böyledir.
En çok bilen değil... En çok bağıran değil... En çok görünen değil...
En derin düşünebilen insandır.
Türkiye'nin de belki en çok ihtiyaç duyduğu şey tam budur.
Biz çoğu zaman yükselmeyi konuşuyoruz.
Derinleşmeyi ise erteliyoruz.
Oysa güçlü toplumlar önce köklerini güçlendirir.
Güven oluşturur, bilim üretir, kurumlarını sağlamlaştırır, hukuku güçlendirir, eğitimi iyileştirir ve doğal olarak sonra yükselir.
Biz bazen sıralamayı tersine çeviriyoruz.
Müsabakaya çıkıyoruz, hemen skor bekliyoruz.
Belki de bundan sonra çocuklarımıza farklı bir cümle söylemeliyiz.
"Yüksek hedefler kur."
Ama hemen arkasından şunu da eklemeliyiz:
"Yükseldiğin kadar derinleş."
Çünkü kökü büyümeyen hiçbir ağaç, göğe uzun süre dokunamaz.
Hayatın en büyük dengesi belki de tek bir cümlede saklıdır:
**Yukarı çıkışın kadar aşağıya da in.**
Çünkü insanı ayakta tutan, başının ulaştığı yükseklik değil; karakterinin ulaştığı derinliktir.
Kalın sağlıcakla